Monosit

Sinonim: Monocyt, monozyt

  • leukozytlerin bir grubudur.  (bkz: mono-cyt) .
    -neutrophile granulocytenden sonra kanda fagositoz eden ikinci önemli popülasyondur.
    -kanda dolaşabilirler. dokuda makrophag olarak farklılaşabilirler.
    -fagositoz yeteneği ve antijen tanıma.(bu sayede spesifik immunsystem de önemli bir görev üstlenir.
    -tek çekirdekli fagositler aynı zamanda şunlara da aittir.
    -mikroglia hücreleri(beyinde)
    -kupffer hücreleri(karaciğerde)
    -cytokine sayesinde aktive edilir.

    • leukocyt’lerin ~5-8% ını oluşturur.

Bazofil granülosit

Sinonim: basophilic leukocyteBasophile Granulozyten, Basophiler, Granulocytus basophilicus

  • Bazik bir boya ile boyanmış tanecikli yapılardır. (Bkz: Bazofil ) (Bkz; granülosit).
  • Akyuvarların alt koludur. Lökositlerin ~0-1% ını oluşturur.
  • Histamin ve heparin proteinlerinin üretimini sağlar.
  • Kendi sitoplazmasında, bazofil bir keseye sahiptir.
  • Edinilmiş bağışıklık hücresi sayılır.
  • Kimyasalla hedef hücreyi cezbeder.
  • Parazit savunmasında önemlidir.

    Kaynak: http://www.laborlexikon.de/images/Heama-basophile%20Granulozyten%20combination.jpg

Eritrosit 

  • Sinonim: Erythrocyt, Erythrozyt.
  • Yunancada; Erişkin kırmızı hücreyi ifade eder. Dilimizde Alyuvar olarak da bilinir. (bkz: Eritr-o-sit)
  • Eritrositler içlerinde bulunan hemoglobin molekülü sayesinde kırmızı renklidir.
  • Eritropoez (Sin: erythropoiesis, erythr-o-zyt-o-poese); Eritrositlerin kemik iliğinde üretilmesidir.
  • Erişkin olmayan kırmızı kan hücrelerine Eritroblast (Sin: Erythr-o-blast) denir.
  • 1 mikrolitre kanda yaklaşık olarak 4.5-5 milyon bulunur.
  • Oksijen-karbondioksit alışverişini kanda yapımını sağlar.

    Kaynak: http://faculty.une.edu/com/abell/histo/Hemopoesis3w.jpg

Kaynak: http://www.dartmouth.edu/~anatomy/Histo/lab_4/bonemarrow/DMS104/12.gif
  • Normal renkli kırmızı kan hücrelerine Normokromatik eritrosit (Sin: normochromatic erythrocyt, Normochromer Erythrozyt) denir. Az renkli olmasına Hipokromik eritrosit, çok renkli olmasına Hiperkromik eritrosit denir.
Kaynak: http://www.medical-labs.net/wp-content/uploads/2015/03/Summary-of-red-blood-cellsmorphology.jpg
  • Sağlıklı bireylerde eritrositlerin büyüklüğü ve şekli birbirine çok yakındır. Hasta bireylerde ise eritrositler farklı büyüklüklerde olabilir. Buna Anizositoz (Sin: Anisocytosis, Anisozytose) denir.

    Kaynak: http://www.medical-labs.net/wp-content/uploads/2015/03/Anisocytosis.png

Nötrofil Granülosit

Sinonim: Neutrophil granulocyt, neutrophilic leukocyte, Neutrophiler, Granulocytus neutrophilicus, Neutrophile Granulozyten.

  • Sitoplazmasındaki granüller, boyalara özel bir afinite (bağlanma eğilimi) göstermediği için “nötrofil” olarak adlandırılmıştır.. (bkz: Nötrofil ) (bkz: Granülosit).
  • Lökositlerin ~60-65% ını oluşturur.
  • Doğuştan kazanılmış bağışıklık sistemi hücresi olarak kabul edilir.
  • Düz çekirdekli(genç) ve segment çekirdekli(olgun) hücre tipleri vardır.
  • Yaşam süreleri çok kısa olan nötrofiller (ortalama olarak bir günden az) kemik iliğinde üretililer.
  • Aktif fagositozlardır. Özellikle organizmayı mikroorganizmaların istilasından korurlar. Bazen küçük partikülleri de fagosite ederler. Bu yüzden büyük partikülleri fagosite eden makrofajlardan ayırmak için mikrofajlar da denir. (Psödopod, fagozom)
  • Ölmüş nötrofiller, bakteriler, yarı yarıya sindirilmiş yapılar iltihaplı bölgede kıvamlı ve sarı renkte “cerahat-irin” birikmesine sebep olur.
  • Nötrofil sayısının azalmasına nötropeni, artmasına ise nötrofili denir. Konjenital (kalıtsal bozukluk) olabileceği gibi çeşitli sebeplerden de ortaya çıkabilir. Kemoterapi gibi tedavilerin yan etkisi olarak da oluşabilir. Sistemik bir infeksiyon ya da yangı sonucu kandaki miktarları artar.
  • Genel olarak viral enfeksiyonlarda nötrofil sayısı artmaz. (feline ınfectious peritonitis hariç)
  • Kan damarı yoluyla organlara gidebilir. Fakat nötrofillerin yarısı, kan damarı duvarına yapışır.
  • Kimyasallar ile hedef hücreyi kendilerine çekerler.
  • İltihaplanma sırasında mediyatörlerin serbest kalmasını kontrol ederler.

Granülosit

Granülositlerin Tanımı

  • Granülositler, sitoplazmalarında belirgin granüller içeren akyuvarlardır.
  • Wright-Giemsa boyaması ile tanınan bu hücreler, lökositlerin yaklaşık %60–70’ini oluştururlar.
  • “Granülosit” terimi, Latince “granulum” (tanecik) ve “zytos” (hücre) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir (granül-o-sit) (Abbas ve diğ., 2018).

Granülosit Tipleri

  • Nötrofil Granülositler
    • Kan dolaşımındaki en yaygın granülosit türüdür.
    • Mikrobiyal enfeksiyonlarda ilk savunma hattını oluşturur ve fagositoz yoluyla patojenleri yok eder (Mantovani ve diğ., 2011).
    • Çekirdek segmentasyonu sayesinde olgunlaştıkları ayırt edilir; segment sayısı enfeksiyon ve kemik iliği durumu hakkında bilgi verir.
  • Eozinofil Granülositler
    • Parazitik enfeksiyonlara karşı ve alerjik reaksiyonlarda rol oynar.
    • Sitoplazmalarındaki eozinofilik granüller, kristal yapılı proteinler (örn. majör temel protein, MBP) içerir (Rothenberg & Hogan, 2006).
    • Dokulara göç ederek histamin ve diğer mediatörleri düzenler; astım ve atopik hastalıklarda belirgin artış gösterir (Valent ve diğ., 2012).
  • Bazofil Granülositler
    • En nadir bulunan granülosit tipidir; alerjik reaksiyon ve inflamasyonda görev alır.
    • Granüllerinde heparin, histamin ve sitokinler barındırır (Stone ve diğ., 2010).
    • IgE aracılı mast hücrelerine benzeyen mekanizmalarla anaflaksi ve kronik inflamatuar süreçlere katılır.

Granülositopoez (Granülosit Üretimi)

  • Granülositopoez, kemik iliğinde gerçekleşen granülosit üretim sürecine verilen addır.
  • Hematopoetik Kök Hücre → Miyeloblast → Promiyelosit → Miyelosit → Metamiyelosit → Bant Hücre → Olgun Granülosit şeklinde aşamalı farklılaşma görülür (Hoffbrand & Moss, 2016).
  • Myeloblast evresinde, çekirdek büyük ve az kondanse olurken; metamiyelosit evresinde granüllerin sayısı ve tipine göre farklılaşma belirginleşir.
  • Granülositopoetik sitokinler arasında G-CSF (Granülosit Koloni Stimüle Edici Faktör), GM-CSF (Granülosit-Makrofaj Koloni Stimüle Edici Faktör) ve IL-3’ün rolü büyüktür (Abbas ve diğ., 2018).

Kan Düzeyindeki Durumlar

  • Granülositoz
    • Kanda granülosit sayısının normalin üzerinde olması hâlidir.
    • Genellikle enfeksiyon, inflamasyon, miyeloproliferatif hastalıklar veya stres yanıtı sonucu ortaya çıkar (Hoffbrand & Moss, 2016).
    • Referans aralık: Yetişkinde yaklaşık 1.800–7.700/mm³ nötrofil; artış, “nötrofili” terimiyle de tanımlanabilir (Abbas ve diğ., 2018).
  • Granülositopeni
    • Kanda granülosit sayısının normalin altında seyretmesidir.
    • Kemik iliği supresyonu, ilaç toksisitesi, kemik iliği infiltrasyonu veya vitamin eksiklikleri (B12, folat) gibi nedenlere bağlı gelişebilir (Hoffbrand & Moss, 2016).
    • Klinik tablo, enfeksiyon riskinin artmasıyla karakterizedir.
  • Agranülositoz
    • Kanda 1 μL başına 500’den az granülosit olması durumu olarak tanımlanır; genellikle nötropeni daha da şiddetlidir (örn. < 100–200/mm³) (Dale, 2010).
    • İlaçlara bağlı idiyopatik agranülositoz, kemoterapi, immün aracılı süreçler veya otoimmün hastalıklar agranülositoza neden olabilir.
    • Hastalar febril, ciddi bakteriyel ve fungal enfeksiyonlara yatkın hale gelir ve acil müdahale gerektirir.

Keşif

Granülositlerin keşfi, mikroskop teknolojisindeki gelişmelerle birlikte 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanır. Hücrelerin granüllü yapısının fark edilmesi ve sınıflandırılması özellikle hematolojik boyama tekniklerinin gelişmesiyle mümkün olmuştur.


1. Mikroskobik Gözlemler ve İlk Tanımlamalar (1840–1870)

  • 1843: Alman anatomist Friedrich Henle, lökositlerin farklı görünümlerine dair ilk sistematik gözlemleri yaptı. Ancak granüllü hücrelere özel bir ayrım getirilmemişti.
  • 1860’lar: Alman hücre biyoloğu Ernst Haeckel, hücrelerin mikroskobik özelliklerine göre sınıflandırılması gerektiğini savundu ve hücresel morfolojinin sistematik analizini teşvik etti.

2. Wright Boyası ve Fonksiyonel Sınıflama (1890–1900)

  • 1891–1899: Amerikalı patolog James Homer Wright, günümüzde hâlen yaygın olarak kullanılan Wright boyasını geliştirdi.
  • Bu boyama yöntemi sayesinde nötrofil, eozinofil ve bazofil granülositler mikroskop altında ayırt edilebilir hâle geldi.
  • Wright, bu hücrelerin granüllerini boyama özelliklerine göre tanımlayarak günümüzde kullanılan sınıflamayı başlattı.

3. Fonksiyonel ve İmmünolojik Tanımlar (20. yüzyıl başı – 1950)

  • 1900–1930: Paul Ehrlich’in asidik, bazik ve nötr boyalar kullanarak hücreleri ayırt eden teknikleri, granülositlerin alt tiplerinin morfolojik olarak sınıflandırılmasını sağladı.
  • Ehrlich, “eozinofil” ve “bazofil” terimlerini tanımlamış; granüllerin boya alma özelliklerine göre adlandırmıştır.
  • 1930’lar: Fagositoz ve kemotaksi gibi fonksiyonların tanınmasıyla granülositlerin bağışıklıkta önemli rolleri olduğu anlaşılmıştır.

4. Moleküler ve Sitokin Temelli Keşifler (1970–2000)

  • 1977: Granülosit gelişimini yöneten ilk sitokin olan Granülosit-Koloni Uyarıcı Faktör (G-CSF) tanımlandı.
  • 1980–2000: Granülosit gelişimi ve farklılaşmasında görev alan genetik yollar, hücre içi sinyalleşmeler ve kök hücre kaynakları detaylı olarak aydınlatıldı.

5. Modern Tanı ve Klinik Uygulama (2000–günümüz)

  • Akış sitometrisi, moleküler boyama teknikleri ve immünhistokimya ile granülosit alt grupları daha ayrıntılı şekilde incelenebilmekte; granülositopeni, granülositoz ve lösemilerde tanı aracı olarak kullanılmaktadır.


İleri Okuma
  1. Ehrlich P. 1879. Beiträge zur Kenntnis der Anilinfärbungen und ihrer Verwendung in der mikroskopischen Technik. Archiv für mikroskopische Anatomie, 16:263–277.
  2. Wright JH. 1899. The histogenesis of the blood platelets. Journal of Morphology, 16(2): 415–499.
  3. Bainton DF, Farquhar MG. 1966. Origin of granules in polymorphonuclear leukocytes. Two types derived from the Golgi complex in developing granulocytes. Journal of Cell Biology, 28(2):277–301.
  4. Metcalf D. 1977. The granulocyte-macrophage colony-stimulating factors. Science, 199(4326):603–610.
  5. Rothenberg ME, Hogan SP. 2006. The eosinophil. Annual Review of Immunology, 24:147–174.
  6. Borregaard N. 2010. Neutrophils, from marrow to microbes. Immunity, 33(5):657–670.
  7. Dale DC. 2010. Causes and Management of Neutropenia in the Adult. In: Lichtman MA, Beutler E, Kipps TJ, Seligsohn U, Kaushansky K, Prchal JT (eds). Williams Hematology, 8th ed. McGraw Hill; s. 477–495.
  8. Stone KD, Prussin C, Metcalfe DD. 2010. IgE, mast cells, basophils, and eosinophils. Journal of Allergy and Clinical Immunology, 125(2 Suppl 2):S73–S80.
  9. Mantovani A, Cassatella MA, Costantini C, Jaillon S. 2011. Neutrophils in the activation and regulation of innate and adaptive immunity. Nature Reviews Immunology, 11(8):519–531.
  10. Valent P, Klion AD, Horny HP, et al. 2012. Contemporary consensus proposal on criteria and classification of eosinophilic disorders and related syndromes. Journal of Allergy and Clinical Immunology, 130(3):607–612.
  11. Hoffbrand AV, Moss PAH. 2016. Hoffbrand’s Essential Haematology. 7th ed. Wiley-Blackwell.
  12. Abbas AK, Lichtman AH, Pillai S. 2018. Cellular and Molecular Immunology. 9th ed. Elsevier.

Eozionofil granülosit

Sinonim: eosinophil granulocyte, eosinophilic leukocyte,

Kaynak: http://www.laborlexikon.de/images/Heama-eosinophile%20Granulozyten%20combination.jpg

 Eosinophiler, Granulocytus eosinophilicus, Eosinophile Granulozyten.

  • Akyuvarların alt grubudur. Sitoplazmasında Eozionofilli keseye sahiptir. Taneciğin bir kısmı maviye boyandığından dolayı bu adı almıştır. (bkz: Eozionofil ) (bkz: granülosit)
  • Edinilmiş bağışıklıktan sayılır.
  • Fagositoz yeteneği vardır. Pranülünde Peroksidaz, Katalaz, Proteaz bulunur.

Eozinofili

  • Kırmızı seven.(bkz;eosfil-i)
  • histoloji biliminde; hücre veya dokuların bir kısmında eos rengiyle boyanması durumudur
  • eosin((tetrabromfluoreszein-natrium) sayesinde kırmızı-turuncudan, pembeye kadar boyanabilir.

Histolojide eozinofiller, asidik boya eozini (sodyum tetrabromofloresein) ile kırmızı-turuncu ile pembe arasında renklendirilebilen hücreler, hücre bileşenleri veya doku bileşenleridir. ‘Asidofilik’ terimi genellikle eşanlamlı olarak kullanılır.

Temel bilgiler

Eozin hem asidik hem de negatif yüklüdür, bu nedenle pozitif yüklü doku veya hücre parçalarına bağlanır. Eozinofilik yapıların en önemli örnekleri şunlardır:

  • Mitokondri
  • SER
  • Kolajen
  • Proteinler (örn. Miyoglobin ve hemoglobin)
  • Sitoplazma (ribozomların bazofilik olduğu yer).
  • Eozinofilik granülosit adını bu boyama davranışına borçludur.

Eozin, histolojik bir gözden geçirme hazırlığı oluşturmak için sıklıkla hematoksilin ile kombinasyon halinde “HE boyası” olarak kullanılır.

Kimya

Kimyada, eozinofiliklik, asitlere veya iyonik özelliklere baz olarak reaksiyona giren fonksiyonel grupları nedeniyle onlarla asit-baz reaksiyonuna giren maddelerin özelliklerini tanımlar.

Histoloji

Histolojide terim, asidik boyalarla (örneğin eozin) boyanabilen doku veya hücre yapılarını belirtmek için kullanılır. Burada eozinofil, asidofil ile eşitlenmelidir.

Hematoloji

Eşanlamlı: eozinofilik granülositoz
Hematolojide, periferik kandaki eozinofilik granülositlerdeki artışa eozinofili denir. Bir granülositoz şeklidir.

Çok belirgin bir eozinofili formuna hipereozinofili denir. Eozinofilinin tam tersi eozinopenidir.

ICD10 kodu: D72.1

Aşağıda sadece hematolojik yönü daha fazla tartışılmaktadır.

Nedenleri

Eozinofili genellikle bazofili ile ilişkilidir. Çok farklı nedenleri olabilir. Bunlar şunları içerir:

  • Alerjiler veya atopik hastalıklar
    • Bronşiyal astım (eozinofilik astım)
    • Ürtiker
    • alerjik vaskülit
    • alerjik rinit
    • Atopik dermatit
  • Parazitozlar
    • Helmint istilası
    • Trikinoz
  • Dermatozlar
    • Pemfigus vulgaris
    • Dermatit herpetiformis
    • Eritema eksudativum multiforme
    • Pemfigus vulgaris
    • Sedef hastalığı
  • Otoimmün hastalıklar
    • Dermatomiyozit
    • Skleroderma
    • Sjögren sendromu
    • Lupus eritematoz
    • Panarteritis nodosa
    • romatoid artrit (RA)
    • Churg-Strauss vasküliti
  • hipereozinofilik sendrom
  • Maligniteler
    • kronik miyeloid lösemi (CML)
    • Hodgkin lenfoma
    • Hodgkin olmayan lenfoma
    • metastatik karsinom
  • hormonal düzensizlik
    • Addison hastalığı
    • Tirotoksikoz
  • İlaç almak
  • Asetilsalisilik asit (ASA)
  • penisilin
  • Fenprokumon
  • Dapson
  • Ajmalin
  • Sefoksitin

Ayrıca eozinofili, birçok enfeksiyon hastalığında nekahet başlangıcının (‘iyileşmenin başlangıcı’) belirtisi olarak veya cüzzam, bel soğukluğu ve amipli dizanteri hastalığına eşlik ederek görülür. Eozinofili, bazı bulaşıcı hastalıkların (örn. Kızıl, kızamık veya eritem enfeksiyonu) kuluçka döneminde de ortaya çıkabilir.

Referans aralığı

Yetişkinlerde eozinofiller için referans aralığı yaklaşık 0,05 ile 0,25 (0,4) G / l arasında olup, ul başına 50 ila 250 (400) hücreye karşılık gelir. Laboratuvar tarafından verilen referans değer belirleyicidir. Bu, eozinofilik granülositlerin normal diferansiyel kan sayımındaki lökositlerin yaklaşık% 1-4’ünü oluşturduğu anlamına gelir.

Lökosit

Sinonim: White blood cells (WBCs), Leukocytes, leucocytes, Leukozyt.

  • Beyaz(kan) hücresidir. Dilimizde akyuvarlar da denir.(bkz; Lök-o-sit) Kaynak: http://images.digopaul.com/wp-content/uploads/related_images/2015/09/09/leukocytes_3.jpg
  • Akyuvarların kemik iliiğinde ve Lenf düğümlerinde üretilmesine Lökositopoez (Sin: Lökopoez, Leukocytopoiesis, Leuk-o-zyt-o-poese) Kaynak: https://qph.ec.quoracdn.net/main-qimg-15371f94999d5e7aa747ac00ec3381b9-c?convert_to_webp=true
  • Lökositler kan plazmasında 4 × 109/L – 11 × 109/L aralığında bulunmalıdır.
    1. Eğer daha fazla lökosit kanda bulunuyorsa bu duruma Lökositoz (Sin: Leukocytosis, Leuk-o-zytose) denir.
    2. Eğer akyuvarlar kanda daha az bulunuyorsa bu duruma Lökopeni (Sin: Leukocytopenia, Leuk-o-zytpenie)
      Kaynak: http://img.medscapestatic.com/pi/meds/ckb/21/44221tn.jpg

Laboratuvar

Trombosit

Sinonim: Kan pulcuklarıPlatelets, Thrombocyte, Thrombozyt, Blutplättchen.

  • Thrombositler 1-4 mikron çapında yuvarlak veya oral disklerdir. Yarı ömrü 8-10 gündür. (bkz: Tromb-o-sit)
    Thrombosit (yeşil)
  • Kemik iliğindeki Megakaryosit’ler tarafından oluşturulurlar.
  • Çekirdekleri yoktur ve çoğalmazlar, buna karşın hücrenin birçok fonksiyonel karakteristik özelliğini taşırlar.
  • Dolaşımdaki ömürleri yaklaşık 10 gündür.(patolojik faktörlere göre değişir.)
  • Sitoplazmalarında çeşitli aktif faktörler vardır;
    1. Damar endotel hücrelerinin, damar düz kas hücrelerinin ve fibroblastların çoğalma ve büyümelerini ve böylece hasarlı damar duvarlarının tamiri için gerekli hücresel büyümeyi sağlayan Büyüme faktörü(Growth factor) bulunur.

 

  1. Faktör XIII,
  2. Lokal hormonlar olan birçok damarsal ve diğer lokal doku reaksiyonlarını sağlayan prostaglandinleri sentezleyen enzim sistemleri,
  3. Mitokondrileri, ATP ve ADP oluşturabilen enzim sistemleri,
  4. Çeşitli enzimleri sentezleyen ve çok miktarda kalsiyum depolayan endoplazmik retikulum ve golgi aparatın kalıntıları,
  5. Thrombositlerin kasılmasını sağlayan ve kas hücrelerindekine benzeyen aktin ve miyozin molekülleri ile diğer bir kontraktil protein olan Thrombostenin,
  6. Trombositlerin yüzeyindeki glikoprotein endotele yapışmasını önler, damar çeperlerinin hasarlanan alanlarındaki kollajene yapışmasını sağlar.Aynı zamanda yüzeyinde fosfolipid bulunur.
  7. Trombositlerin yarasından fazlası dalakta sıkı trabeküler ağ yapısından geçmesi sırasında makrofajlar tarafından tutularak kandan uzaklaştırılır.
    İnaktif- aktif trombosit

     

    Thrombositi aktive edenler;
         Thrombositi inhibe edenler;

Klinik

  • Normal değeri; 150–400 × 109 tane/ litre kandır ya da 1 milimetre küp kanda 150.000-400.000 arasıdır.
    1. Eğer kanda daha az Kan pulcuğu bulunursa bu duruma Trombositopeni  denir.
      1. 50 – 100 G/L: Spontan kanama riski yoktur, küçük cerrahi müdahaleler mümkündür. (Orbita, nöroşirurji, epidural anestezi dışında)
      2. 20 – 50 G/L: nadir de olsa spontan kanamalar gözlemlenebilir, cerrahi bir müdahalede kanama riski yüksektir.
      3. < 20 G/L: spontan kanama riski yüksektir.
    2. Eğer kanda daha fazla Kan pulcuğu bulunursa bu duruma Trombositoz denir.
  • Kan damarlarının kan pıhtısı ile tıkanması durumuna Tromboz denir. Eğer toplardamar tıkanmışsa Flebotromboz denir. Tıkanıklığa takiben yangı oluşmasına Tromboflebit denir.

    Kaynak: https://halbtagsblog.files.wordpress.com/2016/05/thrombosis.jpg

    Kaynak: http://jamanetwork.com/data/Journals/JAMA/20323/jpg0406f1.jpeg
  • Kan pıhtısı yüzünden tıkanmış damarlarda ilaçla pıhtıyı çözmeye Tromboliz (Sin: ) denir. Pıhtının operasyonla alınmasına ise Trombektomi denir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.