Sinonim: hysteropexy, hysteropexie.
Yerinden hareket etmiş rahimi yerine tekrardan operasyonla sabitlemek için karın duvarına dikilmesidir. (Bkz: Hister-o-peksi)
Tıp terimleri sözlüğü
Kadın üreme organları ve göğüsleri olmak üzere kadın sağlığını ve hastalığını inceleyen bilim dalıdır. (Bkz; Jinekoloji)
“Tokografi” terimi, Yunanca doğum anlamına gelen “tokos” ve yazmak anlamına gelen “graphein” sözcüklerinden türemiştir. Özellikle doğum sırasında uterus kasılmalarının genellikle tokodinamometre adı verilen bir alet kullanılarak kaydedilmesi anlamına gelir. Kasılmaları kaydetmeye ve görselleştirmeye odaklanmak, doğumun ilerleyişinin izlenmesine ve fetüsün refahının değerlendirilmesine yardımcı olur.
Tokografi, özellikle eksternal tokodinamometri kullanımı yoluyla, doğum eylemi ve doğumun yönetiminde kritik bir araçtır. Birincil işlevi uterus kasılmalarının sıklığını, süresini ve göreceli yoğunluğunu izlemek ve kaydetmektir. Bu veriler, doğumun ilerleyişini değerlendirmek ve klinik kararlar almak için gereklidir.
Tokografi, öncelikle doğum sırasında uterus kasılmalarını ölçmek ve kaydetmek için tasarlanmış tokodinamometre olarak bilinen bir cihazın kullanılmasıyla çalışır. En yaygın kullanılan teknik, annenin karnına bir basınç transdüseri yerleştirilmesini içeren harici tokografidir. Süreç ve ilgili bileşenler, doğumun ilerleyişi hakkında gerçek zamanlı veri sağlamak için kritik öneme sahiptir.
Tokografi kullanımı, sağlık uzmanlarına doğum sürecine ilişkin değerli bilgiler sağlayarak, doğum düzeninde anormallikler tespit edildiğinde zamanında müdahalede bulunulmasına olanak tanır.
Bu veriler tipik olarak tokograf monitöründe grafiksel bir formatta görüntülenerek doğum sürecinin gerçek zamanlı görsel bir temsilini sağlar. Grafik veya tocogram, kasılmaların sıklığını, süresini ve yoğunluğunu zamana karşı çizer. Bu görselleştirme, doğumun ilerleyişinin değerlendirilmesine ve doğumun etkili bir şekilde yönetilmesi için müdahalelerin gerekli olup olmadığının belirlenmesine yardımcı olur.
Tokograftan elde edilen verilerin yorumlanması, rahim kasılmalarının sıklığının, süresinin, yoğunluğunun ve düzeninin analiz edilmesini içerir. Bu ölçümler doğumun durumu hakkında önemli bilgiler sağlar ve müdahale gerektirebilecek komplikasyonların belirlenmesine yardımcı olabilir. Aşağıda, bir tokograf tarafından kaydedilen çeşitli veri bileşenlerinin nasıl yorumlanacağına dair ayrıntılı bir kılavuz yer almaktadır:
İşgücünün izlenmesinde temel bir araç olan tokografinin gelişimi, yıllar boyunca birçok kilit isim ve yenilikten etkilenmiştir. Aşağıdaki kişiler ve katkıları bu teknolojinin evriminde önemli rol oynamıştır:
Uterus kasılmalarının metodik olarak incelenmesine ilk katkıları yapan Alman kadın doğum uzmanı. Bumm’un 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarındaki çalışmaları, doğumun mekaniğini anlamak için zemin hazırladı.
1950’lerde Uruguay’dan Roberto Caldeyro-Barcia, meslektaşı Poseiro ile birlikte tocografi alanında önemli ilerlemeler kaydetti. Uterus kasılmalarının sürekli olarak dışarıdan kaydedilmesi için yöntemler geliştirerek modern tocografinin standartlarını belirlediler.
Amerikalı bir kadın doğum uzmanı olan Hon, 1960’larda tokografi ile birlikte fetal kalp atış hızı monitörünün geliştirilmesinde etkili olmuştur. Bu entegrasyon, fetal kalp atış hızının ve rahim kasılmalarının eşzamanlı olarak izlenmesine olanak tanıyarak doğum sırasında fetal iyilik halinin daha kapsamlı bir genel görünümünü sağladı.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir diğer önemli isim olan Klagsbrun, 1970’lerde harici tokodinamometrelerin tasarımına ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur. Çalışmaları, tokografinin dünya çapında doğum servislerinde standart bir uygulama haline gelmesine yardımcı olmuştur.
Doğrudan tokografi ile ilgili olmasa da Barcroft’un uterus kan akışı ve bunun kasılmalar sırasında fetal oksijenlenme üzerindeki etkileri üzerine yaptığı araştırmalar, doğum fizyolojisi ve fetal iyilik halini yorumlamak için tokografların nasıl kullanıldığını etkilemiştir.
Önemli Gelişmeler:
Bu kişiler ve yenilikler, doğum dinamiklerini daha iyi anlamamızda ve doğum sırasında maternal ve fetal sonuçların iyileştirilmesinde kritik rol oynamıştır.
Sinonim: oxytocin.


Oksitosin, Gq protein-bağlı reseptörler sınıfına ait olan oksitosin reseptörü (OXTR) yoluyla çalışır. Oksitosin reseptörleri vücuttaki belirli yerlerde eksprese edilir.
Kadınlar için
Oksitosin doğrudan uterus miyometriyumuna etki eder. Burada oksitosin reseptörlerinin sayısı gestasyonel yaşın artmasıyla artar ve hormon hamileliğin sonuna ve doğumda doğum kasılmalarını tetikler ve ayarlar. Hamilelikten sonra, oksitosinin salınması, meme bezindeki miyoepitelyal hücrelerin kasılmalarına neden olur ve böylece süt salgısını uyarır.
Erkeklerde
Erkeklerde, oksitosin seminifer tübüllerin düz kas hücrelerinin kasılmasına neden olur. Oksitosin prostatta kandan daha yüksek konsantrasyonlarda bulunur. Oksitosinin prostatın kasılmasında ve bunun sonucunda prostat salgısının boşaltılmasında rol oynadığı düşünülmektedir.

Böbrekte
Çalışmalar, oksitosinin tübüler sodyumun emilimini azaltarak natriüretik bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Bunun terminal distal tübülde mi yoksa toplama tüpünde mi olduğu hala belirsizdir.

Oksitosin, rahim üzerindeki kasılma etkisi nedeniyle obstetrikte kullanılır. Doğum tarihi açıkça aşılırsa, i.v. oksitosin suni kasılmayı indüklemek için kullanılabilir. Rahim kasılmalarını tetikler ve böylece doğumu başlatır. Oksitosin, doğum sonrası aynı etki ile etki eder ve bu nedenle atonik kanamanın tedavisi için verilir.

Kadın vücudunu, hastalıklarını ve hastalıkların tedavisini inceleyen tıbbi bilim dalıdır. (bkz: jinek-o-loji)

Jinekolojik muayene anamnez ile başlar, inspeksiyon, palpasyon, sürüntü ile devam eder. Bu bilim dalı, kadınların özel ve hassas kısımları ile ilgili olduğundan dolayı muayene esnasında acı ve istenmeyen duyguların yaşatılması olasıdır. Bu nedenle muayene eden kişinin tavrı muayene edilenin algısında pozitif veya negatif etkilere sahiptir. Muayene için iş bilir bir izlenim vermek, hastanın duygularını algılayabilecek kadar açık olmak hasta-doktor güven ilişkisinin hızlıca kurulmasını sağlar. Üzerinde durulan bazı konu başlıkları;
Hasta ile etkileşimin geçildiği bir ilk safha, hasta-doktor itibarının kazanılması için çok önemli olsa da, hastalıkların teşhisi için de bir o kadar önemlidir. Anamnez esnasında hamileliğin her zaman bir olasılık olduğu ihmal edilmemeli ve rahim dışı hamileliğe özellikle dikkat edilmelidir. Bu bilgiler ışığında kişiden şu bilgiler talep edilir;
Son olarak kişinin herhangi güncel bir şikayeti varsa;
Kişinin muayene öncesi idrar torbasını boşaltması gerekir. Muayene başlamadan belden altında bulunan kıyafetler, iç çamaşırı da dahil olmak üzere çıkartılmalıdır. Ardından jinekoljik muayene masasına yerleşim gerçekleşir.
Sırt üstü sandalyeye oturulur, kalça ve diz eklemlerinden hafif bükülü olarak üst bacak dışarı bakacak şekilde masanın desteklerine yerleştirilir. Kuyruk sokumu kemiği sandalyenin ucuna gelecek şekilde oturulmalıdır. Bu şekilde karın kasları kasılır ve introitus gevşer. Bu pozisyonun gerçekleşebilmesi için muayene masasının ayak destek kısmına ihtiyaç vardır.

Bazı jinekolojik muayene masaları bacak destek kısımları donatılmıştır. Böyle bir muayene masası kişinin omurgasını lordoz pozisyonuna girmesini teşvik eder. Eğer omurgada zaten lordoz var ise oturak kısmı posteriyor yöne doğru kayar. Böyle bir durumda veya bacak destekli bir sandalyede karın kasları gevşer ve introitus daraları. Bu yüzden muayene etmek zorlaşır ve muayene olan kişi için genellikle acılı bir sürece yol açar.
Birçok hastanın doğal olarak spekulum ve palpasyon muayenelerinde savuma duruşuna geçmesi sonucu, istemsizce popo geriye doğru çekilir. Bu yüzden vajina açıklığı daralır ve muayenece acı verici olur. Muayenenin noş bir şekilde algılanması kişide aynı hareketin tekrarına yol açabilir. Bu da kişinin poposunu tekrar geriye çekmesiyle devam eder. Karın zarında gerilme, pelvik taban kaslarının kasılması ve takiben cinsel organın girişinde daralma gerçekleşir. Korku, gerilme ve ağrı ile birlikte bu kısır döngü tekrar ederek devam edebilir. Bu döngüyü kırmak için muayene eden kişinin, nazik olması ve bir sonraki aşamaları bilgilendirmesi önemlidir.
Portio vaginalis, intraitus vaginae ve iki meme bezlerinin yapılarındaki değişikliğin tam olarak ifade edilebilmesi için saat kadranı yöntemi kullanılır. Spekulum muayenesinde portio incelenilir ve gözle görülür değişikliklerin lokasyonu saat kadranındaki sayıların bulunduğu yönlerle ifade edilir.
Portio ön rahim ağzı dudağı ve arkda rahim ağzı dudağı olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ön dudak 9, 12, 3 sayıları ile arka dudak ise 3, 6, 9 sayıları ile kısımlandırılır. Bu sayede değişikliklerin yeri tam olarak tespit edilebilir. Meme ve vajinal inspeksiyon ve palpasyonda da saat kadranı yöntemi kullanışlıdır.
İlk önce cinsel organın dış kısmında, karın bölgesinde, kasıklarda, bacaklarda herhangi bir olağandışı durumun varlığı kontrol edilir, deri rengine bakılır. Fıtık, operasyon nedbesi, büyümüş lenf bezleri varsa bunlara dikkat edilir.
Karaciğerin ve iki böbreğin palpasyonu ile şişkinlik, ağrı veya anormallik olup olmadığı kontrol edilir.

İşaret parmağı kullanılarak horizontal eksende rahimin yönü tespit edilir. Eğer parmak ucu;

Hamile olmayan bireylerde bu muayene genellikle uygulanmaz, eğer tümör, rahim boynunda farklılaşmalar, rahim konumu, adneks anormallikleri gibi konularda şüpheye düşülmüşse icra edilebilir.
Muayene yapan kişi parmaklarını vajina içinde kesinlikle döndürmemelidir. Özellikle yaşlı ve hamile bireylerde acıya sebep olmaktadır. Parmağın iç ve dış kısmı kullanılarak muayene sürdürülmelidir.
Diğer el karın kısmına konularak, rahim boynu iki parmak ile hafifçe kaldırılır. Eğer karın zarında rahim gövdesi, tabanı hissediliyorsa rahmin avfl pozisyonunda, hissedilemiyorsa rvfl de olduğu düşünülür.
Parmaklar lateral fornikslere konularak yanlara doğru hafifçe ittirilir. Eğer beklenmeyen bir ağrıyı çözüyorsa dış gebelikten veya adneksit‘ten şüphe edilir. Yumurtalıklar çok nadir olarak hissedilir. Eğer tümör veya kist var ise hissedilebilir.
1925’te Hinselmann tarafından ilk defa uygulanmıştır. Önceleri her jinekolojik muayenede uygulanan bu yöntem, iç rahim ağzını, özellikle yassı epitelden zilindir epiteline geçiş bölgesini incelemek, olası değişimleri tespit etmek için kullanılır. Şu an ki güncel bilimsel verilere göre PAP testi sonucuna göre ( PAP III-V) yapılması tavsiye edilmektedir.
Koloskop binokular mercek ve ayarlanabilir ışık kaynağından oluşur. Merceğin büyütme potansiyeli 6-40 kat arası değişir. Uygulanışında yardımcı birine ihtiyaç vardır, ön aynayı bir başkası tutarken, sol el ile arka ayna tutulur, sağ el ile koloskop kavranılır. İlk önce mercek büyütmesi kullanılmadan Portio incelenir, daha sonra şüphe edilen bir bölge varsa burası büyütülerek, teşhis edilir.

Genellikle çocuk vajinası ve portiosunun inspeksiyonuna verilen adlandırmadur. Normal şartlar altında muayene jinekolojik muayene masasında gerçekleşir. Küçük çocuklar ve bebeklerin muayenesi sedyede, kalça ve dizler bükülü şekilde bir yardımcı tarafından tutularak gerçekleştirilir.

İşlemin yapılma sırası;


(Bkz; Ebelik)
(Bkz; Çocukluk çağında patolojik kanama)
Kızların konsültasyonunun sık bir konusu, fiziksel normallik sorusudur. Gençler, normal gelişip gelişmediklerini ve hangi gelişimsel adımların beklenebileceğini bilmek isterler.
| Erkek çocuk | Kız çocuğu | |
| Meme gelişimi | 11,2 | 11,2 |
| Testis büyümesi | 11,6 | |
| Kasık kıl gelişimi | 13,4 | 11,7 |
| Maksimum büyüme | 14,1 | 12,1 |
| Menarş | 13,5 | |
| Kasık kılları tamamen gelişmişmesi | 15,2 | 14,4 |
| Göğüs tam gelişmiş | 15,3 |


Polythelia, aksilladan (koltuk altları) tipik meme ucu bölgesinden kasıklara kadar iki taraflı olarak uzanan embriyonik süt çizgileri boyunca bir veya daha fazla süpernümerer meme ucunun varlığını ifade eder. Bu ek meme uçları bu çizgiler boyunca herhangi bir yerde ortaya çıkabilir ve benler veya diğer cilt lezyonlarıyla karıştırılabilir. Polimasti nispeten yaygındır ve çalışmalar prevalansın yaklaşık 18’de 1 ila 40 kişide 1 arasında değiştiğini bildirmektedir.
Öte yandan Polimasti, aynı embriyonik süt çizgileri boyunca ek meme bezlerinin gelişimini içerir. Bu aksesuar memeler meme uçları veya areolalar içerebilir veya içermeyebilir ve boyut ve işlevsellik açısından değişiklik gösterebilir. Bazı durumlarda polimasti dışarıdan görülemeyebilir ancak MR gibi görüntüleme teknikleriyle tespit edilebilir. Aksesuar meme dokusu, emzirme ve iyi huylu ve kötü huylu durumlara yatkınlık dahil olmak üzere normal meme dokusuyla aynı fizyolojik değişikliklere uğrama potansiyeline sahiptir.
Her iki durum da konjenitaldir ve embriyonik gelişim sırasında meme sırtlarının tam olarak gerilememesinden kaynaklanır. Genellikle asemptomatik olmakla birlikte, özellikle aksesuar doku semptomatik hale gelirse veya patolojik değişikliklere uğrarsa, bazen klinik endişelere yol açabilirler. İlişkili semptomlar olmadıkça veya kozmetik nedenlerle tedavi genellikle gerekli değildir, bu durumda cerrahi olarak çıkarılması düşünülebilir.
Embriyonik Süt Hattı Gelişimi
Süt Çizgilerinin Gerilemesi
Politelia (Süpernümerer Meme Uçları)
Polimasti (Aksesuar Meme Bezleri)
İlişkili Faktörler
Klinik ve Evrimsel Perspektif
Erken Tanımlamalar (Antik Çağ)
Ortaçağ Gözlemleri (Orta Çağ)
Bilimsel Tanıma (18. Yüzyıl)
Embriyolojik Anlayışlar (19. Yüzyıl)
İlk Klinik Sınıflandırma (20. Yüzyıl)
Hormonların Rolü (20. Yüzyılın Ortaları)
Ultrason ve Görüntüleme Gelişmeleri (1970’ler-1990’lar)
Genetik Çalışmalar (21. Yüzyıl)
Evrimsel Perspektifler (Devam Ediyor)
Yumurtalık delme, polikistik over sendromlu hastalarda spontan yumurtlamayı indüklemek için belirtilen bir tedavidir.
Polikistik Over Sendromu (PCOS), etkilenen kadınlarda bir takım belirti ve semptomlara neden olabilen yaygın bir hastalıktır. En önemli özelliklerden biri, hastaların %50’sinin yumurtlama döngülerinde bir düşüş veya hatta yumurtlama eksikliği (anovulasyon) yaşamasıdır, bu da hamile kalmayı çok zorlaştıran bir durumdur. Vücutta aşırı kıllanma, akne veya obezite gibi androjenle ilişkili diğer semptomlar eşlik edebilir ve diyabetes mellitus gibi metabolik hastalıklara yatkınlık oluşturabilir.
Sağlıklı bir yaşam tarzı ve yumurtlamayı sağlayan ilaçlar (klomifen sitrat gibi) tedavinin temelidir.Ancak hastaların %15-40’ı bu terapötik uygulamaya dirençlidir; bu nedenle tüp bebek gibi gebeliği sağlamak için daha karmaşık ve maliyetli teknikleri kullanmak zorunda hissederler.
Medikal tedavi ile yumurtlamayan bu grup hasta, suni tohumlama tedavisine başvurmadan önce spontan gebeliği sağlamak için ovaryan üçüzden fayda görecektir.

Tanım:
Doğum eylemi sırasında fetüsün vajinal kanaldan geçişi esnasında, perine bölgesinde — yani vulva ile anüs arasında yer alan yumuşak doku bölgesinde — çeşitli derecelerde travmatik yırtılmalar meydana gelebilir. Bu yırtılmalar, vajinal mukozadan başlayarak deri, subkutan dokular, pelvik taban kasları ve hatta anal sfinkter kompleksine kadar derinleşebilir. Bu tür travmalar genel olarak doğumla ilişkili yumuşak doku yaralanmaları olarak tanımlanır ve klinik olarak Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD-10) kapsamında O70 koduyla tanımlanır.
Perineal yırtıklar, histolojik ve anatomik katmanlara göre dört ana derece altında sınıflandırılır. Bu sınıflama, tedavi planlamasında, prognozun belirlenmesinde ve olası komplikasyonların öngörülmesinde hayati önem taşır.
Nadir görülen ancak klinik olarak önemli bir varyant ise, yalnızca anal mukozanın yırtıldığı, ancak eksternal anal sfinkter kasının sağlam kaldığı durumdur. Bu tür yırtıklara halk arasında “ilik yırtığı” denir. Özellikle dışkı geçişi esnasında rektal mukozada geçici kontinens problemlerine yol açabilir.
Yüksek dereceli perineal yırtıklar için başlıca risk faktörleri şunlardır:
Doğum sırasında perineal yırtılmaların tanısı ve doğru sınıflandırılması, doğum sonrası iyileşme süreci, pelvik taban sağlığı, anal kontinens ve uzun vadeli yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır. Doğru sınıflandırma, uygun onarım tekniklerinin seçilmesini kolaylaştırır ve komplikasyonların önlenmesine katkı sağlar.
Doğum sırasında meydana gelen yumuşak doku yaralanmaları, insanlık tarihi boyunca doğum pratiğinin doğal bir parçası olarak görülmüş; ancak bu travmaların anatomik olarak sınıflandırılması ve patofizyolojik sonuçlarının sistematik biçimde anlaşılması, ancak modern tıbbın gelişimiyle mümkün olabilmiştir.
Antik Yunan’da Hipokrat ve takipçileri kadın hastalıklarını sistematik olarak tanımlamaya çalışmışlarsa da, doğuma bağlı perineal travmalar yalnızca doğum sürecine ait “kaçınılmaz acılar” olarak görülmüş, spesifik yırtılmalar tanımlanmamıştır. Roma döneminden kalma bazı metinlerde vajinal yırtıklardan kabaca söz edilse de, anal sfinkter hasarları ve uzun dönem sonuçları tanımlanmamıştır. Ortaçağ’da ise tıbbi bilgiler büyük ölçüde dini dogmalarla şekillendiğinden, kadın doğumuna ilişkin ayrıntılı anatomik gözlemler oldukça sınırlı kalmıştır.
Modern tıbbi sınıflandırmanın temelleri 1970’li yıllarda atılmıştır. İngiltere’de yapılan bazı retrospektif çalışmalar, doğum sonrası anal inkontinans yaşayan kadınlarda eksternal anal sfinkterin doğum sırasında fark edilmeden yırtıldığını ortaya koymuştur. Bunun ardından özellikle 1980’li yıllarda transrektal ultrasonografi gibi tanısal araçların gelişimi ile sfinkter yaralanmaları doğrudan görüntülenebilmiştir. Bu gelişmeler ışığında doğum sırasındaki perineal travmaların sadece yüzeysel olmadığını ve farklı anatomik derinliklerde hasarlar oluşturduğunu gösteren sistematik çalışmalar yapılmıştır.
Bu alandaki devrim niteliğindeki gelişme, İngiliz obstetrisyen Dr. Abdul H. Sultan’ın 1999 yılında yayımladığı çalışmayla gerçekleşmiştir. Sultan, perineal yırtıkları yüzeysel deri/mukoza yırtıklarından anal sfinkter yırtıklarına kadar sınıflandırmış ve doğumla ilişkili Obstetrik Anal Sfinkter Yaralanması (OASIS) kavramını literatüre kazandırmıştır. Bu tarihten sonra DR III ve DR IV yırtıklar, ayrı bir klinik durum olarak ele alınmaya başlamış; bu vakaların doğum sırasında dikkatle tespit edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
2000’li yıllarda Royal College of Obstetricians and Gynaecologists (RCOG) ve International Urogynecological Association (IUGA) gibi kurumlar, doğum sırasındaki perineal yırtıkların sınıflandırılması ve yönetimi konusunda rehberler yayımlamıştır. Bu kılavuzlar çerçevesinde DR I-IV sınıflaması uluslararası standart haline gelmiş, sfinkter onarımı için cerrahi teknikler belirlenmiş ve doğum sonrası pelvik taban rehabilitasyonunun önemi vurgulanmıştır.
Günümüzde doğum sırasında perineal travmaları önlemeye yönelik birçok müdahale stratejisi geliştirilmektedir. Perine koruma teknikleri, kontrollü doğum çıkışları, sıcak kompres uygulamaları, vakum ve forseps doğumlarında dikkatli teknikler gibi uygulamalarla travma riski azaltılmaya çalışılmaktadır. Aynı zamanda yüksek çözünürlüklü ultrasonografi, anal manometri ve EMG gibi araçlarla sfinkter hasarları doğum sonrası erken dönemde saptanabilmektedir. Ayrıca son yıllarda makine öğrenmesi temelli algoritmalar, travma riskini doğumdan önce öngörmeye yönelik kullanılmaktadır.
Perineal yırtıkların tıpta tanınma ve sınıflandırılma süreci, kadın bedenine dair tıbbî bilginin uzun yüzyıllar boyunca göz ardı edilmesinden modern doğum pratiğinin bilimsel temellere oturtulmasına kadar geçen çok katmanlı bir tarihsel sürecin ürünüdür. Bugün geldiğimiz noktada bu travmalar sadece anatomik değil, aynı zamanda psikoseksüel, fonksiyonel ve sosyal boyutlarıyla da ele alınmakta; multidisipliner bakım ve takip önerilmektedir.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.