İnsan Parazitinde, Konağın Dokularını Yenilemeye Yarayan Kök Hücreler Ortaya Çıktı!

Araştırmacılar Schistosoma mansoni isimli parazitin, konağındaki dokuları yenileyerek içerisinde onlarca yıl yaşayabilmesini sağlayan, cinsiyeti olmayan (aseksüel) kök hücreleri barındırdığını keşfetti!
Son konağının (insan) bakış açısıyla bir “parazit” olan yassı solucan Schistosoma mansoni dehşet verici bir yaşam sürer. Dışkıyla kirlenmiş sularda yumurtadan çıkar, bir salyangozun vücudunda larvaya dönüşür ve insan derisini kazarak kendine damarlarda bir ev oluşturur. Bir kez buraya varınca, yetişkine dönüşür ve çiftleşir ve eğer dişiyse yumurtlamaya başlar. Vücutta onlarca yıl kalabilir.
Yeni bir çalışma bu yassı solucana bu olağandışı hayatta kalma gücünü veren hücresel operasyonlara dair yeni bir bakış açısı sunuyor. Illinois Üniversitesi’nden araştırmacılar, ilk kez S. mansoni’nin çeşitli vücut parçalarına hareket edip dokuları yenileyebilen yetişkin, cinsel olmayan kök hücreleri barındırdığını gösterdi. Raporları Nature dergisinde yayınlandı.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl 230 milyondan fazla kişi Schistosoma enfeksiyonu tedavisine ihtiyaç duymaktadır. Çoğu fakirleşmiş ve çok az ya da hiç temiz su kaynağı olmayan bölgelerde yaşamaktadır. Solucandan kaynaklanan iltihap(kan kurdu olarak da bilinir) solucanın yumurtalarının insan organ ve dokularında bulunmasının yarattığı problemle birleşince ciddi zarar verebilen iltihaplara yol açıyor. Çalışmayı doktora sonrası araştırmacı James J. Collins III’la yürüten Howard Hughes Tıp Enstitüsü araştırmacısı ve hücre ve gelişim biyologu Phillip Newmark şöyle söylüyor:
“Dişiler neredeyse sürekli yumurtlar, sayıları günde yüzlerce yumurtaya ulaşabilir. Dışkıyla atılmayıp yaşam döngülerini tamamlayan yumurtalar genellikle karaciğer gibi konak dokularına gömülü hale gelir ve bu yumurtalar doku zararına yol açan büyük iltihaplı tepkilere yol açar.”
Çocuklar enfeksiyonun etkilerine karşı özellikle hassastır, bir takım vakada parazitlerden yola çıkan sürekli iltihaplar sebebiyle büyüme ve beyin gelişiminde gecikmeler olmuştur.
Yeni çalışma Newmark’ın laboratuarında planarya (yassısolucanlar ailesine ait bir sınıf) üzerinde yıllar süren kök hücre araştırmasının ışığıyla başladı. Collins, schistosome’ların (şiztozom) planaryalarda çok küçük canlı dokulardan bile yeni vücut parçaları ve organlar oluşturmaya yardımcı benzer kök hücrelerden (planaryalarda neoblast adı verilir) yararlanabileceğini düşündü. Şöyle diyor:
“Schistosome’ların, planaryalar gibi, uzun yaşıyorsa, karşılaştırılabilir bir sisteme sahip olabileceği mantıklı geldi. Bu yassı solucanlar akraba olduğundan, benzer hücre tiplerine sahiplerdir. Ama bu daha önce gösterilmemişti.”
Bir dizi deney yürüten Collins, şistozomların planaryalara olağandışı yenilenme güçlerini veren neoblastlar gibi görünen ve davranan yaşam uzatıcı hücrelerle dolu olduğunu buldu. Neoblastlar gibi, değişime uğramamış hücreler organları saran gevşek bir bağ doku olan mesenşimde yaşıyordu. Ve neoblastlar gibi,bu hücreler de DNA’larını kopyalayıp bölünerek iki “yavru” hücre oluşturuyordu. Bu hücrelerden biri normal hücre bölünmesinden önce DNA’sını yeniden kopyalıyordu. Newmark şöyle açıklıyor:
“Kök hücreler iki şey yapar. Bölünüp daha çok kök hücre oluştururlar ve dönüşüme uğrayabilen hücrelere öncülük eder.”
Collins, hücreleri radyoaktif etiketlerle işaretlemişti. Bu, onların hareketini izlemesine izin verdi. Birkaç gün içerisinde, bazı işaretli hücrelerin karına veya kaslara göç ettiğini ve bu dokuların parçası haline geldiğini not etti. Şöyle söylüyor:
“Hücreleri doğdukları zaman etiketliyoruz ve büyüyüp neye dönüşeceklerini izliyoruz, bu hücrelerin planarya neoblastlarına eşdeğer olduğuna dair kesin bir kanıt değil, ama öyle olduklarına dair hipotezle uyumlu.”
Araştırmacılar daha da ilerleyerek, yaşam uzatıcı hücrelerle bölünmeyen hücreleri karşılaştırarak hangi genlerin açılıp kapandığını veya yukarı ya da aşağı hareket ettiğini tespit etti. Yaşam uzatıcı hücrelerde planaryadakine çok benzer bir büyüme faktörü üreten bir geni tanımladılar. Araştırmacılar parazitin bu geni kullanma yeteneğini kapattı (RNA müdahalesi denilen bir teknik kullanarak) ve yaşam uzatıcı hücreler zamanla öldü. Collins şöyle diyor:
“Bu hücrelerin parazitin uzun yaşamı için önemli olduğu sonucuna vardık. Şimdi hangi genlerin bu hücreleri düzenlediğini sormaya başlayabiliriz.”
Newmark sözlerini şöyle bitiriyor:
“Büyük soruyla başladık: Basit bir parazit bir konakta nasıl onlarca yıl yaşayabilir? Bu, dokularını onarma ve koruma yolları olduğunu gösterir. Bu çalışma bize bu parazitlerin ilginç biyolojisi hakkında bir bakış veriyor, ve bu yaşam döngüsünü daha da kısaltmayı sağlayacak kapılar açabilir.”

Kaynak:

  • University of Illinois
  • Harini Iyer, James J. Collins III, Phillip A. Newmark NF-YB Regulates Spermatogonial Stem Cell Self-Renewal and Proliferation in the Planarian Schmidtea mediterranea PLOS Genetics Published: June 15, 2016http://dx.doi.org/10.1371/journal.pgen.1006109

Bilim İnsanları Kök Hücreden Gerçek Boyutlarda Atabilen Bir Kalp Ürettiler!

Yaklaşık 4000 Amerikalı kalp nakli için sırada bekliyor ve bunların yalnızca 2500’ü gelecek yıl yeni bir kalbe kavuşabilecek. Nakil gerçekleştikten sonra da maalesef riskler sona ermiyor. Yeni kalbe ait dokunun vücut tarafından reddedilme olasılığı da mevcut. Hastanın dokuyu reddetme olasılığını en aza indirmek isteyen uzmanlar hastanın kendi dokusundan alınan hücrelerle sentetik organlar üretmeye çalışıyor.  Massachusetts General Hospital ve Harvard Medical School’dan ekipler yetişkin bir insandan alınan deri hücrelerini çalışabilen kalp dokusuna dönüştürme hedefine bir adım daha yaklaşmış durumdalar. Ekibin çalışması Circulation Research dergisinde yayınlandı.

Teorik olarak hastadan alınan doku ile çalışan bir kalp üretilebilmesi mümkün fakat araştırmacılar henüz bu hedefi gerçekleştirebilmiş değil. Bunun sebebi organların çok özel yapıda olmaları. Hücrelerin üzerinde büyüyebilecekleri ana hatlar olduğu sürece laboratuvarda üretim daha kolay hale geliyor.

Bilim insanları önceki çalışmalarında donörün organında bulunan ve naklin gerçekleştiği hastanın bağışıklığı tarafından reddedilebilecek hücreleri özel bir solüsyon ile temizlemeyi hedefleyen bir teknik geliştirdi. Daha önceki çalışma fare kalbi ile yapılsa da bu deneyde insan kalbi kullanıldı. Transplantasyon için uygun olmadığı öngürülen 73 donörün hücreleri bu teknik ile temizlendi daha sonra özel bir mRNA tekniği ile deri hücrelerinden vücuttaki her hücre tipine dönüşebilen pluripotent kök hücreler elde edildi. Daha sonra bunların iki farklı kalp hücresi tipi olmaları sağlandı.

Koşulların yeni hücrelerin büyümesi için elverişli olduğu tespit edildikten sonra bu hücreler dokuya yerleştirildi. Araştırmacılar, iki hafta boyunca yeni hücrelerin doğal bir şekilde büyümeleri için kalbe besi karışımları verdiler. Bu iki haftanın sonunda kalp olgunlaşmamış bir kalbin yapısal özelliklerini taşır hale geldi. Araştırmacılar bu kalbe elektrik verdiklerinde ise kalp atmaya başladı.

Elbette daha önce laboratuvar koşullarında kalp dokusu üretilmişti. Fakat tam bir şekilde çalışan insan kalbi üretimine en çok yaklaşan çalışma bu oldu. Araştırmacılar buna hala hazır olmadıklarını söylüyor. Bir sonraki planları ürettikleri kalbin daha hızlı bir şekilde olgunlaşmasını sağlamak ve vücuda uyumu kusursuz hale getirmek. Araştırmacılar tüm bu çalışmaların sonunda hastalara vücutlarının reddetmeyeceği kişiselleştirilmiş kalpler üretebilmeyi umuyor.

Kaynak:

  • Popsci
  • Jacques P. Guyette, Jonathan M. Charest, Robert W. Mills, Bernhard J. Jank, Philipp T. Moser, Sarah E. Gilpin, Joshua R. Gershlak, Tatsuya Okamoto, Gabriel Gonzalez, David J. Milan, Glenn R. Gaudette, Harald C. Ott. Bioengineering Human Myocardium on Native Extracellular MatrixNovelty and Significance. Circulation Research, 2016; 118 (1): 56 DOI: 10.1161/CIRCRESAHA.115.306874

İki Babalı Bebekler Gerçek Oluyor

Bilim insanları ilk kez aynı cinsten iki kişinin dışarıdan yumurta transferi ya da sperm bağışlanmasına gerek  olmadan bebek sahibi olabileceğinin mümkün olduğunu gösterdi.  Bu gelişmenin öngörülen en büyük etkisi bebek sahibi olmak isteyen homoseksüel çiftlerin de bu isteklerini gerçekleştirebilmeleri; ancak bununla birlikte kısırlık nedeniyle bebek sahibi olamayan çiftlerin de bu metottan yararlanması bekleniyor.

Cambridge University’de yapılan yeni çalışma, fare deri hücrelerinin yumurta ve spermin öncül hücreleri olan primordiyal germ hücrelerine dönüştürülmesi ile bebek farelerin dünyaya getirildiği önceki çalışmaların üzerine eklendiği bir çalışma niteliğinde. İnsan biyolojik materyallerinin kullanılarak sürecin tekrarlanması ise çalışma ekibi için büyük bir zorluktu; fakat bugün beş farklı insan denekten insan primordiyal germ hücreleri ve beş farklı embriyodan kök hücre üretimi başarılmış durumda; yani erken dönem insan kök hücreleri petri kabında üretilebildi.

Bu süreçte aynı zamanda, kök hücrelerde meydana gelen epigenetik mutasyonların silinebildiği keşfedildi. Bu da,hücrenin yeniden oluştuğunu ve yeniden programlandığı; vücudun diğer hücreleri yaşlanıp genetik hatalar biriktirdiği halde kök hücrelerde bunun geçerli olmadığı anlamına gelmekte. Hiçbir mutasyonun aktarılmadığını söyleyemeyiz; ancak çoğu zaman bu mutasyonlar aktarılmıyor.

Geleneksel olmayan üreme teknolojisi alanında çığır açan bir ilk gelişme 1978 yılında ilk tüp bebeğin dünyaya gelişiydi.

Bu çalışmanın anahtarı niteliğindeki veri ise fare çalışması üzerinde hiç etkisi olmadığı görülen ve bu yüzden göz ardı edilen SOX17 geniydi. Fakat çalışma ekibi sonradan SOX17 geninin insan deri hücrelerinin primordiyal kök hücrelerine dönüşmesi için yeniden programlanması sürecinde çok büyük öneme sahip olduğunu fark etti.

Bugün, bu sürecin yürütülmesi ile 2 yıl gibi kısa bir süre içinde sağlıklı bebeklerin oluşabileceğinden kendilerinden emin bir şekilde bahsetmekteler. Kök hücre gelişmesi kısırlığın anlaşılması ve ona uygulanacak tedaviler için de çok büyük öneme sahip. Çok uzun bir zaman alacak olsa da, çocuklukta kan kanseri tedavisi gibi tedaviler görmüş ve bu yüzden kısırlık sorunu yaşayan insanlar için kendi çocuklarına sahip olmanın önünü açacak bir yol olarak görülüyor.

Pek tabii ki, bu tip bir uygulama etik bazı engellere takılacaktır, aynı daha önce üç ebeveynden alınan DNA’lar kullanılarak doğumu sağlanan kız çocuğu gibi.. Ancak ekip, tekniğin yalnızca üreme için geçerli olmadığını da belirtti. Kullanılan hücreler genetik mutasyonlar açısından çok temiz bir durumda olduğu için, yaşlandıkça hücrelerimizin nasıl değişiklikler gösterdiğini daha iyi anlamamızı da sağlayabilecek. Bu durum ise epigenetik mutasyonları nasıl sileceğimizi de gösterebilir.

Şu an gelinen noktada henüz bulunan tekniğin, medikal olarak üreme yöntemlerimizi değiştirecek bir yol olup olmadığını bilemiyoruz. Ancak bebek sahibi olamayan insanların ve kısırların içinde bulunduğu durumu düzeltme potansiyeli taşıyan tek yol olduğu da aşikar. Etik tartışmaları bir yana bırakırsak mükemmel bir şey olduğunu kabul etmeliyiz.


Görsel: Petri kabında döllenmeye yakından bakış – Dabarti CGI / Shutterstock

Referans:

  • Bilimfili,
  • ScienceAlert
  • Naoko Irie, Leehee Weinberger, Walfred W.C. Tang, Toshihiro Kobayashi, Sergey Viukov, Yair S. Manor, Sabine Dietmann, Jacob H. Hanna, M. Azim Surani SOX17 Is a Critical Specifier of Human Primordial Germ Cell Fate Cell Volume 160, Issues 1-2, p253–268, 15 January 2015 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.cell.2014.12.013

Laboratuvarda İşlevsel Canlı Deri Üretildi

Programlanmış iPS hücreleri — kullanarak, Japonya’da bulunan RIKEN Center for Developmental Biology’den  (RIKEN Gelişim Biyolojisi Merkezi) bilimciler Tokyo Üniversitesi ve başka enstitülerden araştırmacılarla birlikte, karmaşık deri dokusunu üretmeyi başardılar. Laboratuvar ortamında geliştirilen bu deri dokusu kıl kökleri ve yağ bezleri gibi yapıları da bulunduruyor. Gelişimi gerçekleştirdikten sonra eldeki bu üç boyutlu canlı deriyi yaşayan farelere implant eden araştırmacılar, yapılan gözlemlerde yapay dokunun kas lifleri ve sinirler gibi sistemlerle uyumlu bağlantılar kurduğunu tespit etti.

Biyomühendislik ürünü dokular üretmek üzere gerçekleştirilen ve bu konuyu irdeleyen teorik-pratik araştırmalar son yıllarda hem sayıca artmaya hem de önemli ve başarılı sonuçlar üretmeye başladı. Bununla birlikte aşılması gereken sorunlar da mevcut ve çözüm odaklı  incelemeler devam ediyor. Araştırmacılar tarafından nakil edilebilir düzlemlerin üzerinde epitel hücrelerden üretilen deri dokuları da, normal doku fonksiyonlarına sahip olmalarını engelleyecek biçimde, yağ-salgılayan bezler ve ter bezlerinden mahrum olarak gelişiyor.

Science Advances dergisinde yayımlanan çalışmada, araştırmacılar farelerin diş eti köklerinden hücreler alarak, bu hücrelere müdahale etti ve böylelikle kök hücre benzeri iPS hücrelerini üretmeyi başardı. Kültür ortamında, birbirine tutunmuş hücre kümesi haline gelen ve ’embryoid body’ şeklinde anılan yapı canlı bir vücutta gelişen embriyoyu kısmi olarak andıran bir oluşum haline geliyor. Araştırmacılar iPS’leri kullanarak belirli sinyal yollarını (Wnt10b) kullanarak ürettikleri bu yapılardan çok sayıda alarak bağışıklık sistemi hasarlı olan farelere naklederek bu canlılarda dokulara doğru farklılaşmalarını sağladı. Bu süreç, gerçek bir embriyonun izlediği biyolojik safhalarla benzer şekilde gerçekleşirken, bu farklılaşmanın ardından dokular bu farelerden alınarak başka farelere nakledildi ve burada dokular gerçek deri dokularına dönüşerek son halini aldı. Burada bahsedilen deri dokusu, asıl deri fonksiyonlarından sorumlu olan orta katmandır ve bu katmanda -yani üst ve alt deri katmanı arasında- yağ salgılama ve kıl folikülü yerleşimi gerçekleşmektedir. Araştırmanın olumlu sonuçlarından birisi olarak, yapay derinin fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan uyumlu bağlantıları kurmayı başardığı kaydedildi.

Yukarıda parantez içinde bahsi geçen Wnt10b molekülü, bir sinyal proteindir ve gelişim biyolojisi çalışmalarında uyarıcı ve doğru gelişimi sağlayıcı unsur olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Mevcut çalışmada ise çok sayıda kıl folikülü oluşmasını sağlayarak doğal dokuya daha fazla benzemesini sağlamıştır.

RIKEN Center for Developmental Biology’den Takashi Tsuji; bu yeni doku aktarımı tekniği ile yapay derinin zorunlu bir takım organlardan (kıl folikülü ve salgı bezleri) yoksun olarak gelişmesi sorununun üstesinden gelebildiklerini ve böylelikle kontrol ve regülasyon aşamalarının daha iyi işlev kazandığını açıkladı.

Keşfin en önemli uygulama alanlarından birisi olarak, yaralanmalar ve yanmalar sonucunda deri hasarı bulunan insanlar için kendi dokuları ile uyumlu yapay canlı deriler üretilmesi gösteriliyor.

Araştırma dahilinde oluşturulan ve elde edilen görseller için : http://www.riken.jp/en/pr/press/2016/20160402_1/


Kaynak :

  • Bilimfili,
  • Ryoji Takagi, Junko Ishimaru, Ayaka Sugawara, Koh-ei Toyoshima, Kentaro Ishida, Miho Ogawa, Kei Sakakibara, Kyosuke Asakawa, Akitoshi Kashiwakura, Masamitsu Oshima, Ryohei Minamide, Akio Sato, Toshihiro Yoshitake, Akira Takeda, Hiroshi Egusa & Takashi Tsuji. Bioengineering a 3D integumentary organ system from iPS cells using an in vivo transplantation model. Science Advances, March 2016 DOI:10.1126/sciadv.1500887

Uykusuzluk kemik iliği nakillerinin başarı oranını düşürüyor

Araştırmalarda kemik iliği bağışlayıcısının uykusuzluğu, iliğin alıcının istenilen bölgesine ulaşması kabiliyeti acısından olumsuz etkileri olduğu gözlemlendi.

Araştırma her ne kadar laboratuvar fareleri üzerinde yapılmış olsa da insan kemik iliği nakillerinde de benzer sonuçlar vereceği düşünülüyor. Bu tedavi yönteminin binlerce bağışıklık hastasının tedavisinde kullanıldığı düşünüldüğünde bu bulguların önemli sonuçlar doğuracağı düşünülüyor.

Deneylerde ilik bağışı yapan farelerin sadece 4 saat uykusuz kalmalarının; iliğin alıcının doğru kemik dokusuna ulaşması oranını yarı yarıya düşürdüğü belirlendi. Kemik iliği bağışlayıcısının uykusuzluğun telafi edilmesi ile bu olumsuz etkinin giderildiği de gözlemlendi.

Araştırma ekibi dört saat uykusuz bırakılan fare grubu ile normal uykusunu almış fare grubundan kemik ilikleri alıp, hasta olan 12 fareye naklettiler. Nakilden 8 ve 16 hafta sonra uykusunu almış farelerden transfer edilen kemik iliklerinin alıcıda myeloid hücreleri(Bir tip bağışıklık hücresi) oluşturma oranı yüzde 26 iken, uykusuz bırakılan farelerden alınan iliklerin bu hücreleri oluşturma oranları yüzde 12 olarak belirlendi. Bununla beraber nakledilen iliklerin kandan kemiğe ilk 12 saatte geçme oranlarda uykusunu almış farelerden alınan iliklerde yüzde 3,3 iken uykusuz bırakılan farelerin iliklerinin kandan kemiğe geçme oranı ise yüzde 1,7 olarak belirleniyor.

Tüm canlıların bu hücreleri taşıdığı dikkat alındığında uykusuzluğun hücreler ve bağışıklık üzerinde daha ne gibi komplikasyona neden olduğu ise henüz bilinmiyor. Bilinen tek gerçekse uykusuzluğun telafisinde bu olumsuz etkilerin giderilebileceğinin olmasıdır.

Kaynak:

  1. Rolls A, Pang W, Ibarra I, Colas D, Bonnavion p, Korin B, et al. Sleep disruption impairs haematopoietic stem cell transplantation in miceNature Communications. 2015.
  2. Medicaldaily: “Stem Cell Research Finds Sleep Deprivation Could Be Impairing Transplant Efficiency”
  3. Bilim

Araştırma İçin Geliştirilen ‘Mini Beyin’ler

Johns Hopkins Üniversitesi araştırmacıları, insan beynini oluşturan sinir hücreleri ve diğer yardımcı hücrelerden meydana gelen ‘mini beyin’ler üretmeye başladı.

Sekiz haftalık bir süreçte bir grup beyin hücresinden büyüyerek beyin-benzeri bir yapı oluşturmayı başaran bilim insanları, özellikle ilaçların denenmesi ve hastalıkların modellenmesi noktasında bu teknolojinin; yüz binlerce laboratuvar hayvanının yerine geçebileceğini öne sürüyorlar.

Mini beyinler insan hücrelerinden oluştuğu için, bu teknoloji sayesinde test edilen ilaçlar ve tedavi yöntemleri ile ilgili daha verimli bilgilere de ulaşılabilecek. Araştırmacılar, beyinleri;  iPSC adı ile bilinen kök hücre tiplerini, insan beyin hücrelerine dönüşebilecek şekilde uyararak oluşturuyor. İki aylık bir süreçten sonra dört çeşit nöron ve iki tip yardımcı hücreden oluşan mini beyinler gelişmiş oluyor.

Mini beyinler, 350 mikrometre çapında olsa da elektrot ağları üzerine yerleştirilerek ilaç etkisi altında EEG’ye benzer aktivite kayıtları alınabiliyor. Teknolojinin; Alzheimer, Parkinson, MS ve hatta otizm çalışmalarında kullanılabileceği düşünülüyor.

Gelişmenin getirdiği en önemli özellik ise, mini-beyinlerin tamamen insan hücrelerinden oluşuyor olması (nöron tipleri ve destek hücreleri – oligodendrositler ile astrositler). Bu sayede hem yapısal hem de işlevsel olan beyin çalışmalarında, araştırmalar insana en yakın örneklerle yürütülmüş olacak. Bu da her ne kadar memeliler olarak ortak özelliklerimiz olsa da veya evrimsel olarak yakın olsak da, kemirgenler, diğer primatlar ve bizim aramızdaki farkların ve de bu farkların yaratmış olduğu araştırma zorluklarının üstesinden gelinmiş olacak.

Araştırmanın lideri olan Thomas Hartung, keşiflerinin patentini almak üzere başvurusunu gerçekleştirdi. Hartung, önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin dünya genelinde laboratuvarlarda kullanılıyor olmasını ve hatta birçok laboratuvar hayvanının yerine geçmesini umuyor.


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. Johns Hopkins University Bloomberg School of Public Health. “Researchers create ‘mini-brains’ in lab to study neurological diseases: Use of human-derived structures could allow for better research and reduce animal testing.” ScienceDaily. ScienceDaily, 12 February 2016. <www.sciencedaily.com/releases/2016/02/160212163901.htm>.
  3. Thomas Hartung, Understanding Neurotoxicity: Building Human Mini-Brains From Patients’ Stem Cells 2016 AAAS Annual Meeting (February 11-15, 2016),

Bilim İnsanları, Hücreleri Kullanılabilir Kök Hücrelerine Dönüştürecek Bir Yöntem Geliştirdi!

EPFL’den (École Polytechnique Fédérale de Lausanne) bilim insanları, hücrelerin kullanılabilir kök hücrelerine dönüşmesine yardımcı olacak yeni bir yöntem geliştirdi. Yöntem, hücreleri bir jel ile sıkıştırmayı içeriyor ve tıbbi amaçlar için kök hücrelerin büyük ölçeklerde üretilebilmesinin önünü açacak gibi görünüyor.
Kök hücreler modern tıbbın en büyük gelişmelerinden biridir. Kök hücreler farklı organların hücrelerine dönüştürülebilir,  Parkinson hastalığından diyabete kadar bir sürü hastalığın ve yaraların tedavisi için yeni yollar önerir. Fakat standart bir şekilde doğru kök hücreleri üretmek ciddi bir sorundur.
EPFL bilim insanları hücreleri sıkıştırıp üç boyutlu şekle sokarak başlangıçtaki kök hücre hallerine dönüştürecek bir jel üretti. Nature Materials’da yayınlanan makalede, yeni teknikle kök hücrelerin kolayca endüstriyel ölçekte üretilebileceği açıklandı.
Kök hücreler çeşit çeşittir. Fakat özellikle tıbbi açıdan ilgi duyulanlar “uyarılmış (indüklenmiş) pluripotent kök hücreler (iPSC)” diye adlandırılır. Bunlar, kök hücre gibi davranmak üzere genetik olarak yeniden programlanmış olgun hücrelerden elde edilir (bu yüzden “indüklenmiş”lerdir). iPSC’ler karaciğer, pankreas, akciğer, deri gibi farklı hücre tiplerine tekrar dönüştürülebilir.
Kök hücre üretmek için birçok standart yöntem tasarlanmaya çalışılmıştır. Fakat en başarılı yöntemler bile özellikle büyük ölçekte kullanmak için yapılan üretimlerde çok etkili olamamıştır. Asıl sorun, mevcut tekniklerin bir petri kabında ya da hücre kültürü tüpünde iki boyutlu bir ortamda uygulanılmasıdır ama hücreler vücutta üç boyutlu bir ortamda var olmaktadır.
EPFL’deki Matthias Lutolf laboratuvarı bu zorlukların üstesinden gelecek bir yöntem geliştirdi. Bu yöntemde üç boyutlu kültür sistemi kullanıldı. Yeniden programlama faktörleri ifade eden hücreler, normal büyüme besinleri içeren bir jel içine yerleştirildi. Lutolf şöyle açıklıyor:
“Bir canlı dokusunu üç boyutlu ortamda simüle etmeye çalıştık ve kök hücre davranışlarını nasıl etkileyeceğini görmeye çalıştık. Fakat çok geçmeden fark ettik ki hücrelerin yeniden programlanması etraflarındaki mikroçevreden etkileniyor.”
Buradaki mikro çevre jeldir.
Araştırmacılar, sadece hücrelerin çevresindeki jelin kompozisyonunu (yani sertliğini ve yoğunluğunu) ayarlayarak hücreleri önceki yöntemlere göre daha hızlı ve verimli şekilde yeniden programlayabildiklerini keşfettiler. Sonuç olarak jel, temelde hücreleri “sıkıştırarak” onların üzerine farklı kuvvetler uyguluyordu.
Yöntem yeni olduğundan henüz tamamen anlaşılmış değildir. Ancak bilim insanlarına göre üç boyutlu ortam bu prosesteki anahtardır. Genetik faktörlerle beraber etki eden mekanik sinyalleri üreterek hücrelerin kök hücrelere dönüşümünü kolaylaştıran bu üç boyutlu ortamdır. Lutolf şöyle söylüyor:
“Her bir hücre tipinin fiziksel ve kimyasal faktörlerinin en etkili olduğu öyle bir nokta vardır ki bu noktada en verimli dönüşüm sağlanır. Bir kez onu buldunuz mu, bu kök hücreleri büyük ölçekte oluşturmak sadece zaman ve kaynak meselesidir.”
Bu keşfin en büyük etkisi muhtemelen miktar üzerinde olacaktır. Bu teknik, büyük miktarlardaki hücrelerden endüstriyel ölçekte kök hücre üretmek için kullanılabilir. Lutolf laboratuvarı bunun için uğraşıyor fakat onların ana odağı, bu olayı anlamak ve diğer hücre türleri için de o hassas noktayı bulabilmek.
 
Düzenleyen: Şule Ölez (Evrim Ağacı)
Görsel: Bu illustrasyon kök hücrelerin yeni geliştirilmiş jelde dönüşümlerini gösteriyor. Fotoğraf:  Matthias Lutolf / EPFL
Kaynak:
  1. BioTech
  2. Massimiliano Caiazzo, Yuya Okawa, Adrian Ranga, Alessandra Piersigilli, Yoji Tabata & Matthias P. Lutolf Defined three-dimensional microenvironments boost induction of pluripotency Nature Materials (2016) doi:10.1038/nmat4536 Received 05 February 2015 Accepted 08 December 2015 Published online 11 January 2016

İnsan Derisi Hücreleri Beyin Hücrelerine Dönüştürüldü!

Bilim insanları, Huntington hastalarında görülen, özel beyin hücrelerindeki azalmayı insan derisi hücrelerini kullanarak nasıl doğrudan dönüştüreceklerini buldular.
Günümüzdeki bazı tıbbi tedavilerde, bir insan hücresi tipi bir diğerine dönüştürülebiliyor, kök hücrelerin deri hücrelerine dönüştürülmesi gibi. Bu işlem sırasında, orijinal hücrelerin tek ve istenen tipe dönüşmesi yerine, birden fazla hücre tipine dönüşmesi riski taşıyan bir kök hücre evresi vardır. Ancak Washington Üniversitesi(ABD)’ nde bulunan bilim insanlarından oluşan bir ekip, kök hücre evresini nasıl atlayacaklarını çözdü ve deri hücrelerini doğrudan kullanılabilir beyin hücrelerine dönüştürdü.
Ekip, orta boy çatallı nöron (medium spiny neuron) denen temel gangliyon bölgesinde bulunan belli bir beyin hücresi tipi üretti. Bu sinir hücreleri vücut hareketini kontrol etmede önemli bir role sahip olup ve hastalarında zarar gören ana hücre tipidir.
Neuron dergisi’nde yayınlanan bulgularda, hücrelerin fare beyinlerine yerleştirildiği ve en az altı ay boyunca varlığını sürdürdüğü raporlandı.
Çalışmanın baş yazarı ve gelişim biyoloğu Andrew S. Yoo, basın açıklamasında şunları söyledi:
“Nakledilmiş bu hücreler fare beyninde varlığını sürdürmekle kalmayıp asıl hücrelerinkine benzer işlevsel özellikler de gösterdi. Bu hücrelerin belli beyin bölgelerine uzantılar yaptığı biliniyor. Biz insandan nakledilmiş hücrelerin de fare beynindeki bu uzak hedeflere ulaştığını bulduk. Bu makalenin önemi buradan kaynaklanmaktadır.”
Ekipteki bilim insanları, insan derisi hücrelerini beyin hücrelerininkine benzeyen bir ortamda yetiştirdiler. Daha sonra beyin hücreleri için gerekli DNA’yı açığa çıkarmak üzere üretilen hücrelere, iki mikroRNA (DNA’da okunmayan küçük moleküller) verdiler. Bir sonraki zorluk, hücreleri belirli orta boyda çatallı nöronlar haline getirmekti. Bu işlemi de hücrelere transkripsiyon faktörleri (genin faaliyetini kontrol eden moleküller) vererek yaptılar.
Ekip şimdi Huntington hastalarından alınan hücreleri bu yöntemi kullanarak orta boyda çatallı nöronlar haline getirmeye çalışıyor.
Bu yeni yaklaşım, yenileyici (rejeneratif) tıpta hastanın kendi hücrelerini kullanarak, bağışıklık sisteminin hücreleri reddetme riskini önemli ölçüde azaltma olanağı sunuyor.
Kaynak:
  1. IFLS
  2. Matheus B. Victor6, Michelle Richner6, Tracey O. Hermanstyne, Joseph L. Ransdell, Courtney Sobieski, Pan-Yue Deng, Vitaly A. Klyachko, Jeanne M. Nerbonne, Andrew S. Yoo Generation of Human Striatal Neurons by MicroRNA-Dependent Direct Conversion of Fibroblasts Neuron Volume 84, Issue 2, p311–323, 22 October 2014 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.neuron.2014.10.016

Saç İncelmesi ve Dökülmesi Kök Hücre Yaşlanması ile İlişkilendirildi

Yaşlanma sırasında dokubilimsel olarak, birçok organda doku atropisi ve fibroz gözlemlenir. Konu ile ilgili henüz incelenmemiş araştırılmamış başlıkların içinde dokuların bileşenleri olan hücrelerin dinamiklari, hücresel kaderleri, yaşlanma sürecinde hücrelerin aldığı hasarlar ve hangi hücre tiplerinin yaşlandıkça veya hasar gördükçe biriktiği gibi alanlar bulunuyor. Organizmal yaşlanma çeşitli teoriler ile açıklanmaktadır; örneğin reaktif oksijen türleri, hücresel yaşlanma, telomer kısalması ve metabolizma değişmesi gibi; ancak bunların içinde hücresel veya dokusal dinamikler yönünden bir bakış açısı yoktur.

Kök hücre sistemleri hücre ve doku değişimini -birçok memeli organında- uyararak yenilenmeyi ve sağlığı korumayı sağlar. Ancak somatik kök hücrelerin ; yani doku ve organların hücre havuzunun; kesin kaderlerini deneysel olarak test etmek çok zor bir süreç. Bu durum da dokuların ve organların yaşlanması ve de memelii organlarında var olan yaşlanma programı ile ilgili algılarımızı ve kavrayışımızı sınırlıyor.

Saç kökü veya kıl folikülü (eng. hair follicle – HF- ) olarak bilinen mini-organlar, derimizde bulunan ve döngüsel olarak yeniden kıl uzamasını ve saç uzamasını tekrarlanan saç döngüleri ile uyaran yapılardır. Saç azalması ve incelmesi de uzun yaşayan birçok memelide yaşlanma belirtisidir ve genomik instabilizasyonun prematüre uyarımı ve gerçekleşmesi ile ilişkilendirilir.

Saç zayıflaması, incelmesi ve saç kaybı önde gelen yaşlılık fenotiplerindendir ancak altlarında yatan mekanizmalar iyi derecede bilinmiyor. Science dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmada normal genetiğe sahip insan ve farelerde, kıl folikülü kök hücrelerinin (HFSC) yaşlanmasının, kıl köklerinin aşamalı olarak minyatürizasyonuna ve sonunda da saç / kıl kaybına neden olduğu tespit edildi.

Canlı vücudunda bu kök hücrelerin geleceğine dair yapılan analizler, kıl folikülü kök hücrelerinin DNA bozulması ile tip XVII kollajen proteinlerini (COL17A1/BP180) yıktığı veya sindirdiğini ortaya çıkardı. Kıl folikülü kök hücrelerinin sağlığı ve korunması için çok önemli bir molekül olan bu proteinin yıkımı ile kök hücrelerin yaşlanma süreci tetiklenmiş oluyor.

Yaşlanan kıl folikülü kök hücreleri döngüsel biçimde ve terminal epidermal farklılaşma yoluyla deriden atılmakta ve bundan dolayı epidermal keratinositlere dönüşerek kıl foliküllerinin minyatürizasyonuna sebep olmaktadır. Yaşlanma süreci de proteinin Col17a1 kısmındaki bozulmalar ile özetlenebiliyor ve kıl folikülü kök hücrelerindeki COL17A1 geninin zarar görmesinin istemli biçimde engellenmesi ile de engellenebiliyor. Tüm bu veriler HFSC’lerdeki COL17A1’nin bu epitelyal mini-organlardaki kök hücre merkezli yaşlanmayı yönettiğine işaret ediyor.

Dinamik kıl folikülü yaşlanma programı, organ ve doku büzüşmesi; birçok organda yaşlanma esnasında yaygın biçimde gözlemlenen fonksiyon düşüşleri için son derece iyi bir model oluşturuyor. Bu paradigma sonunda, potansiyel olarak yaşlanma karşıtı stratejilerin yaşlanmayı engellemek, geciktirmek veya bir oranda tedavi etmek için geliştirilmesi yolunda yeni kapıları açabilir.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. Matsumura, Hiroyuki; Hair follicle aging is driven by transepidermal elimination of stem cells via COL17A1 proteolysisScience  05 Feb 2016, DOI: 10.1126/science.aad4395

Kronik İnflamasyon ile Göz Hücrelerinin Deriye Dönüşümü

EPFL (Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne – İsviçre)’den araştırmacılar kronik inflamasyon (iltihap, yangı) sebebiyle kök hücrelerin yeni (o bölge veya doku için) ve anormal hücre tiplerine dönüşebildiğini keşfetti. Metaplazi olarak bilinen bu fenomen, uzun süreli veya sürekli inflamasyon durumunda hastalık biçiminde kendini gösterebiliyor. Araştırma ile ortaya çıkan sonuçlar, daha yararlı ve verimli tedavi yöntemlerin geliştirilmesinin önünü açabilir.

Kronik inflamasyon, bağışıklık sistemini uzun süreler boyunca ‘açık’ veya ‘aktif’ konumda tutabilir. Bunun sonucunda da kanserden anormal yara iyileşmelerine kadar sayısız hastalığa sebep olabilmektedir. EPFL’den bilim insanları da bu listeye yeni bir sorunu keşfederek ekleme yaptı : kronik inflamasyon hücre tipini değiştirebilir; bu araştırma için göz hücreleri deri hücrelerine dönüştü. Araştırma tüm ayrıntıları ile Nature Cell Biology’de yayımlandı.

Birçok doku kendisi için bir kök hücre yatağı veya başka bir deyişle kaynağı bulundurur. Bu kök hücreler yeniden yapılanma, iyleşme, kendini iyileştirme gibi süreçlerde aktif olarak kullanılır. Bununla ilişkili olarak kronik inflamasyon durumunda ne olduğunu anlamak için EPFL’nin deneysel kanser araştırmaları merkezi olan enstitüsü Swiss Institute for Experimental Cancer Research (ISREC)’den Freddy Radtke önderliğindeki bir araştırma ekibi, farelerin korneasındaki kök hücreler üzerinde çalıştı. Bunun için de kronik inflamasyonu simüle edecek metotlar kullanılarak, flüoresan boyalar ile boyanan hücrelerden elde edilen verileri analiz edildi.

Araştırmacılar, korneada kök hücrelerin yakın çevresinin (komşu doku parçaları ve hücrelerin) katılaşarak sertliğin arttığını keşfetti. Bunun sebebi ise hem bağışıklık hücrelerinin varlığı hem de hücrelerin birbirine tutunmalarını ve yapıları, organları oluşturmalarını sağlayan madde miktarının artışı olarak kaydedildi.

Göz Hücreleri Deri Hücrelerine Dönüşüyor

Kornea kök hücreleri, diğer birçok hücre tipi gibi çevrelerindeki dokunun veya diğer hücrelerin sertliğini algılayabilecek ve kendisini buna uygun şekilde adapte edebilmesini sağlayan sensörlere sahiptir. Lafın kısası, eğer sertlikte değişme olursa hücreler buna tepki verir. Korneada ise araştırmacıların bulgularına göre; hücrelerin çevresinde sertliğin seviyesi bu kök hücrelerin farklı ve hatta yanlış yönde farklılaşarak olmamaları gereken hücre tiplerine dönüşmelerine sebep oluyor : normalde hücrelerin genetik yazılımları onların hangi hücre grubunu oluşturacaklarını veya bireysel olarak hangi hücre tipine dönüşeceklerini belirler.

Canlı yaşamındaki sınırsız sayıdaki eksik ve hatadan birisi olarak kök hücreler bu bölgede bölünerek kornea yerine deri hücrelerini oluşturuyorlar ve bu duruma maruz kalan farelerin kör olmasına sebep oluyor. İnsanlarda ise bu tip anormal doku değişimlerine ‘metaplazi’ denmektedir ve kronik inflamasyon ile ilişkilendirilmektedir. Radtke’nin açıklaması ise şöyle : “Çalışmamız, kronik inflamasyonun anormal kök hücre davranışlarını tetiklemesi ile ilgili önemli bir mekanizmayı ortaya çıkarıyor. Bu durum da kronik inflamasyon ile ilişkisi olan birçok hastalık açısından büyük tutarlılık gösteriyor. Yine buradan yola çıkarak yeni tedavi ve ilaçlar geliştirmek de mümkün.”


Kaynak :  Bilimfili, Craig S. Nowell, Pascal D. Odermatt, Luca Azzolin, Sylke Hohnel, Erwin F. Wagner, Georg E. Fantner, Matthias P. Lutolf, Yann Barrandon, Stefano Piccolo, Freddy Radtke. Chronic inflammation imposes aberrant cell fate in regenerating epithelia through mechanotransduction. Nature Cell Biology, 2015; DOI:10.1038/ncb3290