Taş Devrinden Nörobağlantı Çağına: Bilinçli Beyne Dokunmanın Hikâyesi
PROLOG: KAFATASINA AÇILAN İLK KAPI
Uyanık beyin cerrahisinin hikâyesi, modern tıbbın sınırlarından çok daha gerilere, insanlık tarihinin bilinen en eski cerrahi girişimi olan trepanasyona uzanır. Arkeoloji, MÖ 10.000–5000 yıllarına tarihlenen ve — işte çarpıcı olan budur — iyileşme izleri taşıyan trepanasyonlu kafataslarını belgelemektedir. Alsace’de bulunan ve yaklaşık MÖ 5000’e tarihlenen Ensisheim kafatası, Avrupa’daki en eski sağ atlatılmış trepanasyon örneğidir. Bu kemik dokusundaki onarım izleri, hastanın girişimi haftalarca, belki yıllarca sağ olarak atlattığını ve bu da — anestezinin var olmadığı bir çağda — işlemin uyanık ya da yalnızca bitkisel sedatiflerle (afyon, belladona, alkol, koka yaprağı) sınırlı bir bilinç hâlinde gerçekleştirildiğini kanıtlar. Başka bir deyişle, uyanık beyin cerrahisi modern bir buluş değil; insanlığın binlerce yıldır sürdürdüğü, yalnızca son bir asırda adlandırılan bir pratiğin güncel ifadesidir.
Antik Peru, trepanasyonun en yoğun ve en gelişmiş biçimde uygulandığı coğrafyalardan biridir. Paleopatolog John Verano’nun yüzlerce kafatası üzerindeki analizleri, sağkalım oranlarının zamanla — bir tür cerrahi öğrenme eğrisi izlenimiyle — arttığını, İnkâ döneminde %75–80’lere ulaştığını ve tek bir kafatasında iyileşmiş yedi ayrı trepanasyon deliği belgelendiğini göstermiştir. Hipokrat, MÖ yaklaşık 400 yılında Kafa Yaralanmaları Üzerine adlı incelemesinde kafa travmalı hastalarda trepanasyonun endikasyon ve tekniğini betimlemiş; girişimin anlamları ise kültürden kültüre değişmiş, iblis çıkarma, baş ağrısı ve epilepsi tedavisi, ritüel iyileştirme gibi birtakım kavramlarla harmanlanmıştır. Kayda değer biçimde, Kenya’daki Kisii topluluğunda lokal bitkisel hazırlıklarla uygulanan trepanasyon geleneği etnografik kayıtlara göre 20. yüzyıla dek sürdürülmüştür. Bu uzun tarihin özeti şudur: beyin, insanlık tarihinde daima bilinçli bir hasta üzerinde tedavi edilmiştir; anestezinin gölgesinde girişilen beyin cerrahisi, aslında tarihsel açıdan istisnadır.
ON DOKUZUNCU YÜZYIL: BEYNİN HARİTASI ÜZERİNDE BÜYÜK TARTIŞMA
Modern uyanık kraniotominin doğuşu, beyin fonksiyonlarının lokalizasyonu tartışmasıyla iç içe geçmiştir. Franz Joseph Gall’ın kafatası çıkıntılarından karakter okuma iddiasındaki frenoloji öğretisi, bilimsel açıdan sahte olsa da, “her zihinsel işlevin belirli bir beyin bölgesine karşılık geldiği” fikrini Avrupa’nın gündemine sokmuş; Jean Pierre Flourens’in 1820’lerdeki ablasyon deneyleri ise bu görüşü bir süreliğine geri püskürtmüştür. Büyük kırılma, klinik patolojiyle geldi: 1861’de Paul Broca, konuşabilmesine karşın yalnızca “tan” hecesini söyleyebilen hastası Louis Victor Leborgne’nin beyninde sol frontal lobda lezyon saptayarak konuşmanın üretim merkezini belirledi; 1874’te Carl Wernicke anlamanın temporal bölgedeki ayrı bir merkeze bağlı olduğunu gösterdi. Dil, artık soyut bir “ruh” işlevi değil, haritası çıkarılabilir bir fiziksel organizasyondu.
Aynı yüzyılın ortalarında elektrik, haritacılığın aracına dönüştü. 1870’te Gustav Fritsch ve Eduard Hitzig, Göttingen’de — kurumsal laboratuvar imkânları olmadığı için kısmen Hitzig’in evinde bir tuvalet masası üzerinde kurdukları düzenek ve bir galvanik pil ile — köpek beynine uyguladıkları akımın bacak kasılmaları ürettiğini gösterdi; primer motor korteks keşfedilmişti. Bu bulgular David Ferrier’in maymun deneyleriyle insan patolojisine köprü kurulurken, 1874’te Cincinnati’de cerrah Roberts Bartholow, kafa derisi ülseri nedeniyle beyni doğrudan açığa çıkmış hastası Mary Rafferty’ye ince elektrotlarla akım uygulayarak insan beyninde ilk belgelenmiş uyarım deneyini gerçekleştirdi. Hastanın haftalar içinde ölmesi ve deneyin detaylarının yayımlanması, dönemin basınında ve meslek çevrelerinde geniş yankı uyandıran bir etik krize yol açtı; beyin uyarımının tarihi, doğuşundan itibaren bir etik tartışma tarihiyle eşzamanlı ilerlemiştir.
Klinik çeviri 1884’te geldi: Hekim Alexander Hughes Bennett ve cerrah Rickman Godlee — antisepsi kurucu Joseph Lister’in yeğeni — Jacksonian tipi nöbetleri olan bir hastada, klinik bulgulara ve Ferrier’in deneysel haritasına dayanarak intrakraniyal lezyonu yerinden çıkararak lokalize bir beyin tümörü ameliyatının ilk örneğini gerçekleştirdi. İki yıl sonra, 1886’da, dönemin önde gelen nörolojik hastanesi Queen Square’de görevlendirilen Victor Horsley, epilepsi ve odak nörolojik defisitli hastalarda elektirk uyarımını kılavuz alan cerrahi girişimleri sistematikleştirdi; 1886–1889 arasında onlarca kraniotomi gerçekleştirdi. Horsley aynı zamanda operasyon güvenliği için alkolün cerrahi sahada riski artırdığı görüşünü savunan bir içki karşıtı kampanyacıydı — Viktorya dönemi cerrahisinin kültürel katılığına ve aynı zamanda yenilikçi cesaretine tanıklık eden bir ayrıntıdır. Bu çağın ayrıca teknik altyapısı da şaşırtıcı biçimde modern uyankrnın ön koşullarını içeriyordu: kokainin 1884’te göz cerrahisinde (Carl Koller) ve ardından sinir bloklarında (William Halsted) kullanıma girmesiyle, kafa derisi infiltrasyonu ve yüzyılın sonuna doğru lokal anestezili kraniotomiler mümkün hâle gelmişti. Genel anestezi ise henüz tehlikeli bir gençti; kloroform ölümleri biliniyordu ve beyin cerrahisi, pratik zorunluluk olarak, daima hastanın katılımıyla yürüyordu.
İKİ SAVAŞ ARASI DÖNEM: ALMAN EKOLÜNDEN MONTREAL’E
Yirminci yüzyılın başında elektirk uyarımlı haritalamanın merkezi Almanya’ydı. Berlinli cerrah Fedor Krause, uyarımlı kortikal haritalamayı cerrahi pratiğe rutinleştiren ve bilgilerini Chirurgie des Gehirns und Rückenmarks (1907–1911) adlı temel eserinde derleyen ilk otorite oldu. Onun mirasçısı, çağının belki de en saygın nörolog-cerrahı olan Otfried Foerster‘dir: Breslau’daki (bugünkü Wrocław) kliniğinde, Birinci Dünya Savaşı’nın periferik sinir yaralanmalarını tedavi ederken derinleşen anatomi bilgisiyle, lokal anestezi altındaki hastalarda bipolar uyarım yoluyla motor, duysal ve dil korteksinin ayrıntılı fonksiyonel haritalarını çıkardı. Foerster’in hastaları, ameliyat sırasında adeta canlı fizyoloji denekleri olarak çalışır; bu, bizzat Foerster’in tekniğini öğrenmek için 1928’de Breslau’ya yolculuk edecek olan bir genç nörocerraha tanıtıldığında tam anlamıyla anlam kazanacaktı.
O genç, Wilder Graves Penfield‘di. Princeton mezunu, Oxford’da Sherrington’ın öğrencisi, Johns Hopkins’te cerrah olarak yetişmiş, 1924’te Madrid’de Santiago Ramón y Cajal’ın enstitüsünde sinir dokusu teknikleri üzerinde çalışan Penfield, 1928’de Breslau’da Foerster’in yanında uyarım tekniğini öğrendi ve aynı yıl Montreal’e yerleşti. 1934’te Rockefeller Vakfı’nın desteğiyle kurduğu Montreal Nöroloji Enstitüsü (MNI), uyanık kraniotominin bilimsel başkenti hâline geldi. Penfield’in burada elektrofizyolog Herbert Jasper ile kurduğu ortaklık belirleyiciydi: Hans Berger’in 1924’te ilk insan EEG’sini kaydetmesi ve 1929’da yayımlamasıyla doğan elektroensefalografi tekniği, Jasper’ın elinde ameliyat sırasında korteks yüzeyinden kayıt yapan elektrokortikografiye (ECoG) dönüştü — böylece uyarımın yaratabileceği ardışık boşalmaların (afterdischarge) izlenmesi mümkün oldu. Bu, günümüzün nörofizyolojik güvenlik standardının köküdür.
Penfield’in 1930–1950’ler arasındaki yüzlerce uyanık epilepsi ameliyatı, nörobilimin en ünlü görsel ikonlarını doğurdu: 1937’de Edwin Boldrey ile yayımlanan ve 1950’de Theodore Rasmussen ile The Cerebral Cortex of Man adıyla kitaplaşan haritalar, motor ve duysal homunkulusu — insan bedeninin korteksteki çarpık, dev elleri ve dudaklı temsili — bilime ve kültüre armağan etti. Bu homunkulus bugün ders kitaplarından Londra Doğa Tarihi Müzesi’ndeki üç boyutlu heykeline dek uzanan bir kültürel simge olarak yaşamaktadır. Ameliyat masasında uyanık hastaların temporal lob uyarımıyla yaşadığı “yaşantısal yanıtlar” — mutfaktaki bir kadın sesi, çocukluk sahnesi, müzik — Penfield’e bilinç-zihin sorunsalına dair ömür boyu sürecek düşünceler kazandırdı; 1975’te yayımladığı The Mystery of the Mind bu geç denemesinde, uyarımların duygulanım ve bellek üzerine ikili (dualist) yorumunu savundu ve büyük felsefi tartışmalar başlattı.
Penfield ekolünün belki en kalıcı bilimsel meyvesi ise psikoloji ile cerrahinin kesişiminden doğdu: 1950’de MNI’ye katılan Brenda Milner, temporal lob rezeksiyonlu hastaların bellek profillerini sistematik olarak incelemeye başladı; 1955’te Hartford’da William Beecher Scoville ile tanıştı. Scoville’in 1953’te epilepsi tedavisi amacıyla iki yanlı medial temporal yapılarını çıkardığı, baş harfleriyle H.M. olarak bilinen hasta üzerinde Scoville ve Milner’in 1957 tarihli makalesi, hipokampüsün yeni bellek oluşturmadaki rolünü ortaya koyan nörobilim klasiğidir. Milner’in 1960’larda gösterdiği — H.M.’nin ayna çizim görevinde her seans “ilk kez yapıyormuş” gibi görünürken performansının iyileştiği — bulgu, örtük/prosedürel belleğin varlığını kanıtlamış ve nöropsikolojiyi bağımsız bir bilim olarak kurmuştur. Uyanık kraniotomi, bu vesileyle, yalnızca bir cerrahi tekniği değil, modern bellek ve bilinç araştırmalarının da beşik olmuştur.
GÖLGEDE KALAN YILLAR VE DİRİLİŞ: 1960–1990
Penfield’in Montreal protokolü epilepsi cerrahisinin standardı olmuşken, onkolojik beyin cerrahisinde küresel akış ters yöndeydi. Anestezinin güvenceye alınması, operasyon mikroskobunun (Gazi Yaşargil’in öncülük ettiği mikrocerrahi çağının) gelişi ve genel anestezideki hastanematik ilerlemeler, uyanık girişimleri bir “eski moda yöntem” olarak kenara itti. Amaç, artık fonksiyonel alan “etrafından dolaşmak” değil, görüntüye ve anatomiye dayanarak doku çıkarmaktı — bir kuşak boyunca elokvant bölgelerdeki tümörlerde cerrahi pasiflik ve altında yatan biçimsizlik bunun bedelini ödedi.
Rönesans, 1970’lerde Seattle’dan geldi. George Ojemann, dil cerrahisini ve nöro-dilbilimcilerle (Harry Whitaker’la) kurduğu işbirliğini uyanık haritalamaya taşıyarak konuyu ampirik bir bilim düzeyine çıkardı: standardize edilmiş resim adlandırma görevleri, uyarım noktalarının istatistiksel analizi, dil bölgelerinin bireyler arasındaki şaşırtıcı değişkenliği (klasik Broca/Wernicke sınırlarının dışına taşan noktalar), iki dilli hastalarda iki dilin kısmen farklı kortikal alanlarda temsil edildiği bulgusu ve dominat talamusun dil üzerindeki etkileri, 1980’lerde ard arda yayımlanan çalışmalarla literatürün omurgasını oluşturdu. Paralelde, tümör cerrahisinde Wada testi ve ilk fonksiyonel görüntüleme yöntemlerinin sınırları, elokvant gliomlarda gerçeğe dayalı, intraoperatif doğrulama ihtiyacını görünür kıldı.
Anestezi cephesinde de sessiz bir devrim sürüyordu: 1980’lerde kullanıma giren propofol, kısa etkili yapısıyla “sedasyon — uyanıklık — sedasyon” geçişlerini kontrol edilebilir kıldı; monitored anesthesia care (MAC) kavramı — lokal anestezi eşliğinde izlemli sedasyon — resmileşti. 1990’larda Toronto (Mark Bernstein’ın ekolü), San Francisco (Mitchel Berger) ve Avrupa’daki merkezler, uyanık haritalamayı gliom cerrahisinin rutinine taşıdı; hasta deneyimi, hasta memnuniyeti ve prosedürün psikolojik etkileri de artık bilimsel inceleme konusu hâline geliyordu. Uyanık kraniotomi, epilepsi merkezlerinin özel bilgisi olmaktan çıkıp nöro-onkolojinin ortak dili olmaya başladı.
MODERN ÇAĞ: UYANIKLIĞIN TEKNOLOJİYLE EVLİLİĞİ (1990–2020)
Yeni yüzyıl, uyanık kraniotomiyi hızla bugünkü biçimine kavuşturan bir teknoloji şölenine sahne oldu:
- Nöronavigasyon: çerçevesiz stereotaksi (1990’lar), hasta özelinde haritalama verilerinin cerrahi sahaya projeksiyonunu olanaklı kıldı.
- Fonksiyonel MRG (fMRG): 1990’ların başındaki ilk insan aktivasyon çalışmalarıyla preoperatif dil-motor haritalama kapısı açıldı.
- Diffüzyon tensor görüntüleme (DTI) ve tractografi: Basser ve arkadaşlarının 1994 tarihli DTI matematiği, 2000’lerde kortikospinal trakt, arkuat fasikül gibi beyaz madde yollarının cerrahi öncesi haritasını elimize verdi.
- “Uyandır–uyan–uyandır” (asleep–awake–asleep, AAA) tekniği: İntübasyonsuz hava yolu yönetiminin larenks maskesi (LMA) ve i-gel ile çözülmesi (Sarang ve Dinsmore’un 2003 tarihli çalışması bir dönüm noktasıdır), trepanasyon evresinin konforla geçilmesini sağladı; remifentanilin ultra kısa etki profili, deksmedetomidinin (2000’lerin başından itibaren uyanık kraniotomi serilerinde) solunumu baskılamayan “koopere sedasyon” protokolleri, uyanma kalitesini ve hasta konforunu önceden tanımsız düzeylere taşıdı. Yüksek akımlı nazal oksijen, bu mimarinin son katmanı oldu.
- Floresans ve intraoperatif MRG: 5-ALA ile yüksek gradeli gliomların floresan görünürlüğü (Stummer’ın 1998–2006 arası çalışmaları) ve Brigham ve Women’s Hastanesi’nde 1990’ların ortasındaki ilk intraoperatif MRG deneyimleri, rezeksiyonun onkolojik hedefini haritalamanın fonksiyonel hedefiyle aynı masada buluşturdu.
Kavramsal planda dönüm noktası, Fransız cerrah Hugues Duffau‘nun Montpellier ekolünden geldi: Korteksin ötesine geçip subkortikal (aksonal) uyarım haritalamasını sistematikleştirdi; beyin fonksiyonunun izole kortal noktalardan değil, hodotopi denen “bölgeler + onları bağlayan yollar” ağında (nörobağlantı, connectome) ortaya çıktığı görüşünü cerrahi pratiğe dönüştürdü. Bu çerçevede düşük gradeli gliomlarda uyanık haritalama eşliğinde “supratotal rezeksiyon” kavramı doğdu — görüntüde normal görünen ama gizlice infiltre olan dokunun bile, fonksiyonel sınır aşılmadan çıkarılması hedefi. Sanai ve Berger’in 2008’de yayımladığı dil haritalaması serisi ile Avrupa Nöro-Onkoloji Derneği (EANO) kılavuzları ve 2010’ların sonu–2020’lerin başında yayımlanan uluslararası uzman uzlaşı belgeleri, yöntemi elokvant gliomlarda standart bakım statüsüne taşıdı.
KÜLTÜREL BAĞLAM: UYANIK BİR BEYNİN CERRAHİSİ OLMAK
Uyanık kraniotominin tarihi, yalnızca tekniklerin değil, deneyimlerin tarihidir. Hasta anlatıları — kafatasının açılma sesini duymak, ameliyat sırasında cerrahla sohbet etmek, kendi beyninin yüzeyini hissederek konuşurken kelimelerin kaybolup geri gelmesini izlemek — tıbbın nadiren eriştiği bir fenomenolojik alanı açar. Toronto ekolünün hasta deneyimi araştırmaları, prosedürün çoğunlukla iyi tolere edildiğini, hazırlık ve güven ilişkisinin belirleyici olduğunu göstermiştir.
Popüler kültür, bu cerrahiye özel bir ilgiyle yaklaşmıştır: 2010’ların sonunda, Rochester Üniversitesi Hastanesi’nde müzik alanındaki beyninde gelişen düşük gradeli gliomlu genç bir saksafon öğretmeninin ameliyat sırasında çalgısını çalması (bulguları Neurocase dergisinde yayımlanan olgu) ve 2020’nin Ocak ayında Londra King’s College Hastanesi’nde keman virtüözü Dagmar Turner‘ın, müzik ve dil alanlarına komşu gliomu çıkarılırken orkestra çalgısını sürdürmesi dünya basınına konu olmuştur. Kemanın nefes aldığı anın viral videoları, hemşirelerin ceplerinde sakladığı nota kağıtları ve kemanist ile ameliyatı yürüten piyanist cerrah Keyoumars Ashkan arasındaki müzikal ortaklık, uyanık kraniotomiyi çağın en insani tıbbî hikâyelerinden biri hâline getirmiştir. Benzer biçimde Brezilya’da bir hastanın ameliyat sırasında gitarıyla The Beatles’tan “Yesterday”i söylemesi (2018), yöntemin kültürel imgesini pekiştirmiştir.
Bu ilginin derin bir bilimsel-felsefi katmanı da vardır: Benjamin Libet’in 1980’lerin başında, uyanık ameliyatlarda kortikal uyarım ve kayıtla yaptığı hazırlık potansiyeli deneyleri, bilinçli niyetin zamanlaması üzerine yirminci yüzyılın en etkili özgür irade tartışmalarını başlatmıştır. Uyanık kraniotomi masası, böylece, insanlık tarihinde beynin kendi kendini doğrudan araştırdığı ender mekânlardan biridir. Ve tarihsel açıdan çarpıcı bir simetri vardır: Kaynakların sınırlı olduğu ülkelerde (Hindistan, Nepal, Afrika merkezleri) lokal anestezi ağırlıklı, minimal teknolojili uyanık kraniotomi deneyimleri yayımlanmıştır — maliyet-etkili ve uygulanabilir bir yaklaşım olarak. Bu, Foerster’in Breslau kliniğinin ruhsal mirasının, yirminci yüzyılın başındaki biçimine kavuşması demektir: Teknoloji değişmiştir; uyanık hastayla kurulan işbirliğinin prensibi iki asırdır değişmemiştir.
GELECEK PERSPEKTİFLERİ: NÖROBAĞLANTI ÇAĞINDA BİLİNÇLİ CERRAH
Uyanık kraniotominin geleceği, üç kesişen hat üzerinde şekillenecektir:
- Yapay zekâ ve nörobağlantı güdümlü cerrahi: Stimülasyon yanıtlarının gerçek zamanlı makine öğrenmesiyle sınıflandırılması, DTI/fMRG/MEG verileriyle entegre ederek her hasta için kişiselleştirilmiş, ameliyat sırasında kendini güncelleyen fonksiyonel haritalar; rezeksiyon ilerledikçe beyaz madde traktuslarının canlı yeniden hesaplanması.
- Sürükleyici görselleştirme ve robotik: Artırılmış gerçeklik gözlükleriyle cerrahın görüş alanına bindirilen fonksiyonel bölgeler, holografik navigasyon, robotik mikro-stimülatörler ve otonomlaşan sistem yönetimi; intraoperatif MRG ve floresansın haritalama verisiyle füzyonu.
- Non-invaziv haritalamanın yükselişi ve etik ufuklar: Navigasyonlu transkraniyal manyetik stimülasyon ve megnetoensefalografinin haritalamanın planlanmasını gittikçe rafine etmesi; odaklanmış ultrason nöromodülasyonunun gelecekte bir haritalama aracına dönüşme potansiyeli. Öte yanda derin beyin stimülasyonunda uyanık vs. anestezi altı implantasyon tartışması, uyanık kraniotominin ameliyat günü cerrahisine (minimalist protokoller), küresel sağlık eşitliği perspektifine ve bilinçli hastanın bilişsel performansının cerrahi sırasında izlenmesi gibi etik-hukuki yeniliklere uzanan bir ilerleme çizgisi bulunmaktadır.
Bu ufuklarda dolaşan her teknolojik vaadin ötesinde, tarihin ana damarı değişmeden akacaktır: Ensisheim’in taş devri kafatasından Penfield’in Montreal amfitiyatrosuna, Ojemann’ın Seattle laboratuvarından yapay zekâ destekli bağlantı haritalarına uzanan bu hikâyede sabit olan, bilinçli insanın, kendi beyni üzerinde, cerrahın ortağı olarak yer almasıdır. Uyanık kraniotominin tarihi, bu ortaklığın giderek daha hassas, daha güvenli ve daha kişiselleşen biçimlere evrilmesinin hikâyesidir.
EK: KRONOLOJİK ÖZET
| Dönem | Gelişme |
|---|
| MÖ 10.000–5000 | Trepanasyonlu, iyileşme izli kafatasları (Ensisheim, Peru); işlemin uyanık olarak yapılması zorunlu |
| MÖ ~400 | Hipokrat, Kafa Yaralanmaları Üzerine |
| 1861–1874 | Broca ve Wernicke: dilin kortikal lokalizasyonu |
| 1870 | Fritsch & Hitzig: köpek motor korteksinin elektriksel uyarımı |
| 1874 | Bartholow: insan beyninde ilk uyarım ve ilk etik tartışma |
| 1884 | Bennett & Godlee: lokalizasyon güdümlü ilk beyin tümörü ameliyatı; kokainin lokal anestezide kullanımı |
| 1886 | Horsley: Queen Square’de sistemli uyarımlı epilepsi cerrahisi |
| 1907–1911 | Krause: uyarımlı haritalamanın ilk kapsamlı cerrahi eseri |
| 1910–1930’lar | Foerster (Breslau): lokal anestezide ayrıntılı kortikal haritalama |
| 1929 | Berger: insan EEG’sinin tanıtımı |
| 1934 | Penfield’in Montreal Nöroloji Enstitüsü’nü kurması; ECoG ile Montreal protokolü |
| 1950 | Penfield & Rasmussen: homunkulus haritaları |
| 1953–1962 | H.M. olgusu ve Milner’in bellek araştırmaları; nöropsikolojinin doğuşu |
| 1970’ler–80’ler | Ojemann: standardize dil haritalaması, bireysel değişkenlik, iki dillilik |
| 1980’ler | Propofol; MAC kavramı; Libet’in uyanık ameliyat deneyleri |
| 1990’lar | Nöronavigasyon, fMRG, intraoperatif MRG; gliom cerrahisinde uyanık haritalamanın yaygınlaşması |
| 1994 | Basser: DTI matematiği |
| 2000’ler | AAA tekniği, LMA/i-gel, deksmedetomidin; Duffau’nun subkortikal haritalama ve hodotopi çerçevesi; DTI tractografinin klinik entegrasyonu |
| 2008 | Sanai & Berger: dil haritalamalı gliom serileri |
| 2010’lar–2020’ler | Yüksek akımlı nazal oksijen, uluslararası uzlaşı belgeleri, müzisyen olgularının kültürel etkisi; yapay zekâ ve nörobağlantı güdümlü cerrahiye geçiş |