Antik dünyada insan bedenine yönelik ilk sistematik merak, işlevden çok biçime odaklıydı. Görünür olan, dokunulabilen ve kesitler hâlinde incelenebilen yapıların betimlenmesi, tıbbın en erken evresini oluşturuyordu. Latince caecus sözcüğü bu dönemde, duyusal körlükten ziyade daha genel bir “sonlanan, devamı olmayan, kapalı” durumu ifade eden betimleyici bir sıfat olarak kullanılıyordu. Anatomik düşüncenin henüz soyut işlev kavramlarından ziyade morfolojiye dayandığı bu çağda, “kör uç” fikri, bedenin içindeki kapalı boşlukları tanımlamak için doğal bir dilsel araçtı.
Helenistik dönemde, özellikle İskenderiye okulunun disseksiyon pratiğiyle birlikte, bağırsakların sürekliliği ve kesintileri daha dikkatli biçimde gözlemlenmeye başlandı. Herophilos ve Erasistratos’un insan kadavraları üzerinde yaptığı çalışmalar, sindirim kanalının tekdüze bir boru olmadığı fikrini yerleştirdi. Ancak bu dönemde çekum henüz bağımsız bir anatomik varlık olarak değil, “ince bağırsaktan sonra genişleyen, fakat bir ucu kapalı olan bölüm” şeklinde sezgisel bir gözlem olarak yer alıyordu. Caecus kavramı burada, yapısal bir sonlanmayı işaret eden nitelik olarak işlev görüyordu.
Roma döneminde Galen, hayvan disseksiyonlarına dayalı geniş anatomik sistemini kurarken, bağırsakları fonksiyonel değil, hiyerarşik bir düzen içinde ele aldı. Galenik anatominin uzun süre sorgulanmadan kabul edilmesi, çekumun özgünlüğünün de yüzyıllar boyunca belirsiz kalmasına yol açtı. Buna rağmen, Galen metinlerinde geçen “sonlanan kese” tasvirleri, daha sonra intestinum caecum olarak adlandırılacak yapının ilk yazılı izlerini oluşturdu. Burada “körlük”, artık net biçimde lümen devamının olmaması anlamında kullanılıyordu.
Orta Çağ boyunca anatomi büyük ölçüde metin yorumuna indirgenmiş olsa da, Arap-İslam tıbbında Galen metinlerinin eleştirel okunması, çekumun yeniden dikkat çekmesini sağladı. İbn Sina, sindirim sistemini açıklarken bağırsak segmentleri arasındaki genişlik ve sonlanma farklarına değindi; çekumun, içerik akışının yavaşladığı bir bölge olabileceğini sezgisel olarak ifade etti. Bu, işlevsel düşüncenin morfolojiye ilk kez eklemlendiği anlardan biri olarak değerlendirilebilir.
Rönesans’la birlikte anatomik keşif gerçek anlamda hız kazandı. Andreas Vesalius’un insan disseksiyonlarına dayanan çalışmaları, çekumu ilk kez açık biçimde tanımlanabilir bir yapı hâline getirdi. Vesalius, caecum terimini bilinçli biçimde kullanarak, bu bölümün “kör uçla sonlanan geniş bağırsak kesesi” olduğunu vurguladı. Burada caecus sıfatı, artık belirsiz bir betimleme değil, terminolojik bir kesinlik kazanmıştı. Aynı dönemde, çekumdan çıkan ikincil bir yapı olarak appendiksin fark edilmesi, kör uçlu mimarinin daha karmaşık bir organizasyona sahip olduğunu gösterdi.
- ve 18. yüzyıllarda karşılaştırmalı anatominin gelişmesi, çekumun gerçek anlamda anlaşılmasını sağladı. Edward Tyson ve daha sonra Georges Cuvier, farklı hayvan türlerinde çekumun boyut ve biçim açısından dramatik değişiklikler gösterdiğini ortaya koydu. Otçul memelilerde devasa bir fermantasyon odası hâline gelen çekum, etçil türlerde küçülmüş, bazen neredeyse izole bir yapı olarak kalmıştı. Bu gözlemler, caecum’un “kör” oluşunun bir eksiklik değil, belirli bir sindirim stratejisinin sonucu olduğu fikrini doğurdu.
- yüzyılda evrimsel düşüncenin yükselişiyle birlikte, çekum yeni bir anlam katmanı kazandı. Darwinci çerçeve içinde, insan çekumunun görece küçüklüğü ve appendiksin varlığı, evrimsel artık yapılar tartışmasının merkezine yerleşti. Caecus kökünden türeyen bu yapı, artık yalnızca anatomik değil, tarihsel bir belge gibi okunuyordu: geçmiş diyetlerin ve fizyolojik ihtiyaçların bedende bıraktığı iz.
- yüzyılda histoloji ve fizyoloji alanındaki ilerlemeler, çekumun işlevsel yönünü daha ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Kör uçlu yapı olmasına rağmen çekumun pasif bir “son depo” olmadığı, yoğun mikrobiyal aktivitenin gerçekleştiği bir biyolojik ara yüz olduğu anlaşıldı. Bu dönemde caecum, sindirim kanalının periferik bir parçası olmaktan çıkarak, metabolik ve immünolojik süreçlerin merkezlerinden biri olarak yeniden konumlandı.