Kahveye veya Çaya Şeker Atmamızın Gerçek Nedeni Nedir?

Eğer çaya ya da kahveye şeker katanlardansanız, bu eylemi muhtemelen içeceğinizi biraz daha tatlı hale getirmek için yaptığınızı düşünüyorsunuzdur. Ancak gerçekte; çaya ya da kahveye küçük bir miktar şeker katmanın tek sebebi onu biraz daha tatlı yapmak değildir. Bilim insanları; şekerin, acılığı azaltmada önemli bir etkisi olduğunu ve bunu yalnızca acılığa dair bir maskeleme yaparak değil temel kimyasını da etkileyerek yaptığını söylüyorlar.

Food and Function ‘da yayımlanan çalışmada, araştırmacılar kafein, şeker ve suyun moleküler düzeydeki etkileşiminin sıcak içeceklerin tadını etkilediğine dair yeni bir bakış ortaya çıkardılar.

Kafein, acı taddan sorumludur. Kafein molekülleri su içerisindeyken birbirlerine yapışma eğilimi gösterirler ve şeker ilavesi ile bu eğilim daha da artırılır. Yıllardan beri, bilim insanları; bu durumun su molekülleri arasındaki bağların şeker etrafında güçlenmesinden kaynaklı olduğunu kabul ediyorlardı.

Fakat, University of York ‘dan Seishi Shimizu öncülüğündeki araştırma; bu durumun altında yatan sebebin; su ve şeker molekülleri arasındaki çekim olduğunu ve bunun da kafein moleküllerinin şekerden kaçınmak için birbirlerine yapışmalarına (toplaşmalarına) sebep olduğunu ortaya koyuyor.

Bu da acı tadı neden daha az hissettiğimizin sebebi. Bu sürecin arkasındaki temel mantığın doğru şekilde kavranması gıda bilimine birçok açıdan fayda sağlayabilir.

Araştırmacılar; günlük yiyecek ve içeceklerimizin arkasındaki etkileşimleri ve aktiviteleri araştırmak için, gündelik yaşam ve mikroskobik alemi birbirine bağlayan teorik fiziksel kimyanın bir dalı olan istatistiksel termodinamiğikullandılar.


Kaynak:

  1. Bilimfili
  2. University of York, “Sugar in your cuppa… not just about a sweet tooth!”, http://www.york.ac.uk/news-and-events/news/2015/research/tea-coffee-sugar-chemistry/

Obezite ve Antibiyotik Kullanımı Arasında Bağlantı Olabilir Mi?

Geçtiğimiz 30 yıl içerisinde çocuk yaşta obez olanların sayısı iki kattan daha fazla arttı. Neredeyse 6-11 yaş arası her yüz çocuktan 18’i  sağlıksız vücut ağırlığına sahip. Araştırmalara göre obez çocuklar genellikle obez ebeveynlerin yanında büyüyorlar. Ayrıca obezite sorunu olan çocukların yaşlandıkça ciddi sağlık problemlerine yakalanma olasılıkları da artıyor- diyabet, felç, osteoartrit ve kanser gibi. Obez çocukların ayrıca kendilerine olan güvenlerinde eksiklikler olma ihtimalinden dolayı, okulda ve iş hayatında başarılı olma ihtimalleri de azalıyor.

Çocuk yaşta obezitenin sebeplerine bakarken, genellikle kalorik dengesizliğe odaklanıyoruz; yani genellikle fazla kalori tüketimi ve çok az egzersiz yapma durumunu göz önünde bulunduruyoruz. Fakat, çocuk yaşta obeziteye neden olabilecek başka bir faktör daha var, küçük yaşta antibiyotik tedavisi.

JAMA Pediatrics’de 2014 yılında yayımlanan bir çalışmada, 12 yaşın üzerinde 65,000 çocuğun sağlık kayıtları incelendi. Bulgulara göre, 2 yaşına gelene kadar her 10 çocuktan 7si antibiyotik kullanıyor, ve geniş spektrumlu antibiyotik kullanan bu çocukların yaklaşık %11’i 5 yaşına geldiğinde obeziteye daha yatkın oluyor. Araştırmaya göre, dar spektrumlu antibiyotiklerin obezite konusunda büyük bir etkisi bulunmuyor.

Zararlı mikropları yok etmeye çalışırken, geniş spektrumlu antibiyotikler ayrıca bağırsaktaki yararlı mikroplara da zarar veriyor. Araştırmalar gösteriyor ki, Obeziteye karşı koruma sağlayan bağırsak florası popülasyonu, antibiyotik tedavisinden sonra azalıyor.

Araştırmanın baş yazarı Children’s Hospital of Philadelphia’dan Dr. L. Charles Bailey’e göre bu çalışma geniş spektrumlu antibiyotikleri obezitenin tek suçlusu olarak göstermiyor fakat geniş spektrumlu antibiyotiklerin de obeziteye katkı sağladığı gerçeği yapılan çalışmalarda görülebiliyor.

Araştırmada antibiyotik kullanımı ve obezite arasındaki bağlantı oldukça somut görünse de, bu konunun tam olarak netliğe kavuşması için yeni araştırmalar gerekiyor.

 

Kaynak: Bilimfili

Patrick J. Kiger, Is there a link between antibiotics and obesity?. HowStuffWorks Retrieved 20 July 2015 from http://health.howstuffworks.com/medicine/medication/link-between-antibiotics-and-obesity.htm

Balık Yağı ile Yağ Yakma Arasında Bağlantı Olabilir

Balık yağının uzunca bir süredir kardiyovasküler sistemin güçlendirmesinde ve şizofreninin etkilerinin tedavi edilmesinde faydalı olabileceği biliniyordu. Japonya’da yapılan yeni bir araştırma ise, balık yağının kilo vermede faydalı olabileceğini belirtiyor.

Kyoto University’den araştırmacıların yaptığı çalışmanın bulgularına göre, yağlı yiyeceklerle ve balık yağı ile beslenen fareler ile yalnızca yağlı yiyecekler ile beslenen fareler arasında kayda değer bir kilo farklılığıgözlemlendi. Araştırmadaki önermeye göre; balık yağı, yağ depolama hücrelerini yağ yakma hücrelerine çevirmekabiliyetine sahip. Eğer aynı süreç insanlarda da gerçekleşirse, balık yağı, özellikle daha az yağ yakma hücrelerine sahip olunan yaşlılıkta, fazla kilolar ile mücadelede bir araç olarak kullanılabilir.

Genellikle yağ dokusunun birincil yağ depolama sistemi olduğu düşünülse de, durum tam olarak böyle değildir.Beyaz yağ hücreleri yağ depolarken, kahverengi yağ hücreleri vücut sıcaklığını dengede tutmak için yağı metabolize eder. Genç yaşlarda vücut, yağ hücrelerini daha rahat metabolize eder. Çünkü, gençlikte daha fazla sayıda kahverengi yağ hücrelerine sahibizdir. Fakat, kahverengi yağ hücrelerini erişkinlikte kaybetmeye başlarız.

Beyaz ve kahverengi yağ hücrelerinin yanında, yeni keşfedilen üçüncü tip yağ hücreleri de mevcut; bej yağ hücreleri. Bu yağ hücreleri farelerde ve insanlarda tıpkı kahverengi yağ hücreleri gibi çalışıyorlar. Ayrıca, tıpkıkahverengi yağ hücrelerinde olduğu gibi, bej yağ hücreleri vücut yaşlandıkça sayıca azalıyorlar ve vücudun yağ yakmasını zorlaştırıyorlar. Bu noktada da, balık yağı devreye giriyor.

Kyoto University’den gıda bilimci Teruo Kawada’nın belirttiğine göre; yapılan testlerde balık yağı verilen farelerin bej yağ hücrelerinde artış gözlemlendi. Yani, balık yağı ve bej yağ hücreleri arasında bir ilişki söz konusu olabilir.

Bu bağlantının araştırılması için araştırmacılar bir grup fareyi yağlı yiyeceklerle beslerken, diğer grup fareyi yağlı yiyecekler ve balık yağı ile beslediler. Scientific Reports’da yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre; yağlı yiyecekler ve balık yağı ile beslenen fareler, yalnızca yağlı yiyeceklerle beslenen farelere göre %5 ila %10 daha az kilo aldılar ve %15 ila %25 daha az yağ depoladılar.

Bu fark, neden kaynaklanıyor olabilir?

Araştırmacıların belirttiğine göre, balık yağı sindirim bölgesindeki reseptörleri aktif hale getiriyor. Bu da, sempatik sinir sistemini çalıştırıyor ve depo hücrelerini yağ metabolize etmeye teşvik ediyor. Başka bir deyişle, balık yağı,beyaz yağ hücrelerini bej yağ hücrelerine dönüştürüyor. Verimli bir şekilde yağ metabolize eden dokuya dönüşen yağ depolama dokusu da yağ birikmesini engelliyor.

Henüz insanlar üzerinde bu yönde bir çalışma yapılmadığından, balık yağının bu etkisinin insanlarda da geçerli olup olmadığını söylemek için erken. Fakat, eğer bu etki insanlarda da geçerli ise, obezite ile mücadelede balık yağının önemi artabilir.


Makale Referansı: BilimfiliScientific Reports 5, Article number: 18013 (2015) doi:10.1038/srep18013

Düzenli Kahve Tüketimi, Belirli Hastalıklardan Ölüm Riskini Azaltıyor Olabilir

Yoğun bir gün içerisinde içtiğiniz ikinci ya da üçüncü bardak kahveniz, gün içinde uykunuzu açmaktan çok da fazlasını sağlıyor olabilir. Gün içerisinde doğru miktarlarda tüketilen kahve, kalp rahatsızlıklarından ve diğer hastalıklardan ölme riskini azaltıyor olabilir.

American Heart Association dergisi Circulation’da yayımlanan yeni bir çalışmaya göre; hergün düzeli olarak belirli miktarlarda kahve içen -günde 5 bardaktan az-  insanların nörolojik hastalıklar, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve tip 2 diyabetten ölme riskleri daha az. 

Verilere göre, tüketilen kahvenin kafeinli ya da kafeinsiz olması da farketmiyor. Araştırmadaki önermelere göre, kahvenin hastalıklardan ölme riskini azaltmasında tek etken kafein değil. Ayrıca, kahve çekirdeklerinin içerisinde doğal olarak bulunan kimyasal bileşikler de bu risklerin azaltılmasına yardımcı oluyor.

Araştırmanın baş yazarı Ming Ding:

‘’Kahve içerisindeki biyoaktif bileşikler insülin direncini ve sistematik inflamasyonu azaltıyor. Bu biyoaktif bileşikler kahve tüketimi ve ölüm oranı arasındaki ters orantıdan sorumlu olabilir. Fakat, bu etkileri meydana getiren biyolojik mekanizmaların çözümlenmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç var.’’ 

Araştırmanın bulguları devam etmekte olan üç büyük araştırmanın verilerine dayanıyor; Nurses’ Health Study’den74,890 kadın, Nurses’ Health Study 2’den 93,054 kadın ve Health Professionals Follow-up Study’den 49,557 erkek. Yani toplamda araştırmada kullanılan veriler, 217,501 insanın dahil olduğu çalışmalardan elde edilmiş.

30 yıla kadar takip edilen katılımcıların onaylanmış gıda anketlerini kullanan araştırmacılar, dört yıllık süreçler içerisindeki kahve tüketimlerini değerlendirdiler. Bu süreç içerisinde 19,524 kadın ve 12,432 erkek geniş bir eksende sebeplerden ötürü (hastalık ve intihar gibi) hayatlarını kaybettiler.

Genellikle, sıklıkla kahve tüketen insanlar sigara ve alkol de tüketiyorlar. Sigara ve kahvenin etkilerinin ayrılabilmesi için araştırmacılar çalışmalarını, hiç sigara içmeyen katılımcılar üzerinde de tekrarladılar. Bulgulara göre, kahvenin ölüm riskini azaltması üzerine faydaları, sigara tüketmeyenlerde çok daha belirgin şekilde görülebiliyor.

Araştırmacılardan Frank Hu, kahvenin faydalarına dikkat çekerken bazı durumlarda zararlı olabileceğine dair de uyarıyor:

‘’ Düzenli kahve tüketimi, sağlıklı ve dengeli beslenmesin bir parçası haline getirilebilir. Fakat; özellikle hamile kadınlar ve çocuklar için de, kahve ve diğer içeceklerden alınan kafeinin risk oluşturma ihtimaline karşı da dikkatli olunmalı.’’ 

Araştırma kahve tüketimi ve hastalıklardan ölmenin arasındaki neden sonuç ilişkisinin gösterilmesi için dizayn edilmedi. Bundan dolayı, araştırmanın sonuçlarının dikkatle incelenmesi gerekiyor.

Daha önce yapılan çalışmalarda, kahve tüketimi ve toplam ve etkene bağlı ölüm riski arasında tutarlı olmayan ilişkiler bulunmuştu. Yapılan bu çalışma da, literatüre, düzenli kahve tüketiminin sağlık açısından faydaları olabileceğini ekliyor. Fakat, kahvenin vücut üzerinde nasıl bir etkisi olduğunun ve değişik kahve türlerinin bu rolü yerine getirip getirmediğinin belirlenmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.


İlgili Makale: Bilimfili, Ming Ding et al. Association of Coffee Consumption with Total and Cause-Specific Mortality in Three Large Prospective CohortsCirculation, 2015 DOI: 10.1161/CIRCULATIONAHA.115.017341

‘Bira mı, şarap mı?’ çekişmesine bilimsel yanıt

Image copyrightiStock

Çay mı kahve mi tartışması kadar yaygın konulardan biri de bira ve şarapla ilgilidir.

Tatları bir yana bu iki alkollü içki vücudu ve sağlığı farklı etkiler. Bira daha mı çok kilo yapar? Kalbe yararları var mıdır? Hangisi daha çok baş ağrısına yol açar?

Burada bira ve şarapla ilgili doğru ve yanlış inançlara bilimsel açıklama getirmeye çalışalım.

Hangisi daha çabuk sarhoş eder?

Yarım litreyi aşkın büyük bir bardak bira ile orta boy kadeh şarap yaklaşık olarak aynı miktarda alkol içerir. Fakat sarhoşluk hali bu alkolün kana karışması ile, bunun hızı ise içkinin türü ile ilgilidir.

Texas Güneybatı Tıp Merkezi’nde 15 erkekle yapılan bir deneyde onlardan farklı günlerde farklı içkiler denemeleri istendi. Aldıkları alkol miktarı vücut ağırlıkları bakımından eşdeğerdi ve hepsinin de içkilerini 20 dakika içinde içmesi gerekiyordu.

Beklendiği şekilde sert içkiler kana daha hızlı karışmış ve kandaki alkol miktarı artmıştı. Şarap, içtikten 54 dakika sonra, bira ise 62 dakika sonra kandaki alkol miktarı bakımından tavan yapmıştı. Yani ‘kafayı daha çabuk bulma’ anlamında bir bardak şarap yarım litre biradan daha etkiliydi.

Sonuç: Biranın sizi utandırması daha az muhtemeldir.

Hangisi daha çok göbek yapar?

Hiç düşünmeden ‘bira göbeği’ sözünün doğru olduğunu söyleyebiliriz. Alkol şekerden ötürü kalori içerir. Yarım litre birada 180 kalori vardır. Bu bir kadeh şarabın içerdiği kaloriden yüzde 50 daha fazladır.

Orta derecede içki içenler açısından ise aradaki fark önemsenmeyecek kadar azdır. Bir araştırmada bira ve şarap içenlerin orta vadede kilo almadığı görülmüştü. Fakat araştırma sadece 10 hafta sürmüştü ve bu süre içinde 1 kg alınmış olsa bile uzun vadede bunun toplamı büyük bir bira göbeği demektir.

Sonuç: Göbek yapma bakımından bira az farkla öndedir denebilir.

Hangisi ertesi gün baş ağrısına yol açar?

Bilim insanları, içki sonrası oluşan baş ağrısı ve bulantı gibi ‘akşamdan kalma’ haline neyin yol açtığını tam olarak bilmiyor. Ancak vücudun su kaybetmesi en büyük etken olabilir. Çünkü alkol vücudumuza girenden daha fazla suyu idrar yoluyla dışarı atmaya neden olur.

Fermentasyonun yan ürünleri de etkili olabilir. Her içkiye özgü tat ve aromayı veren bu organik moleküller biraz fazla alındığında vücutta toksik etki yaratıp baş ağrısı ve bulantıya yol açabilir.

Genel olarak koyu renkli içkilerin bu organik molekülleri daha fazla içerdiği sanılıyor. Fakat buna dair kesin veriler bulunmuyor.

Sonuç : Kesin sonuca varacak veri bulunmuyor.

Sağlık açısından hangisi daha iyi ya da kötü?

Günde bir kadeh şarap içmenin vücudu zindeleştirdiği, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet riskini azalttığı söyleniyor. Özellikle kırmızı şarapta bulunan ‘polifenol’lerin bunu sağladığı düşünülüyor. Bu maddelerin iltihabı azaltıcı ve vücuttaki zararlı kimyasalları temizleyici etkisinin olduğuna inanılıyor.

Biranın da bir miktar polifenol içerdiği ancak bunun beyaz şaraptakine eşdeğer miktarda, yani kırmızı şaraptakinden daha az olduğu belirtiliyor. Yani az miktarda içildiği takdirde bu içkiler yararlı olabilir.

Sonuç: Kırmızı şarap biraya göre çok daha yararlı.

Kaynak: BBC

Çocukların Kafein Tüketmesi Büyümelerine Etki Eder Mi?

Mit-1: “Çocuklar kahve içmez! Çünkü içerlerse büyüyemezler, küçük kalırlar. Kafein onların büyümesini engelleyen şeydir.” 

Mit-2: “Al çocuğum, daha çok kahve iç ki daha fazla büyü!”

Mit-3: “Çocuklar kahve içerlerse kalp hastalıkları çekerler.”

Gerçek: Kafeinin çocuk sağlığını yetişkin sağlığından dikkate değer miktarda daha fazla etkilediğini gösteren herhangi bir araştırma bulunmamaktadır.

Bilgi-1: Şaşırtıcı bir şekilde bazı Avrupa ve Amerika toplumlarında kafein ve kahve tüketimi “çocukların büyümesine yardımcı olacak etkide” görülürken, Türkiye gibi bazı diğer ülkelerde bunun tam tersi yönünde bir inanış vardır. Kahvenin çocukların büyümesini destekleyici veya engelleyici olduğunu gösteren hiçbir araştırma sonucu bulunmamaktadır. Çocukların kafein sindirim becerisi, yetişkinler ile neredeyse birebir aynıdır.
Bilgi-2: Bazı ebeveynlerin çocuklarına kahve içirmeme nedeni, kafeinin uyarıcı etkisi nedeniyle çocuklarında hiperaktiviteyi tetikleyeceği endişesidir. Yapılan araştırmalarda, ortalama miktarda alınan kafeinin çocukların aktivite miktarı ve hızında dikkate değer hiçbir etkisi olmamıştır. Ancak hiperaktivite teşhisi konulmuş veya bu rahatsızlığa daha yatkın çocuklarda yüksek dozda kafein tüketimi geçici süreler için de olsa gerçekten de aşırı uyarılmışlık, rahatsızlık ve telaşlılık (anksiyete) yaratabilir. Fakat bu özel vakalarda bile orta düzeyde tüketimin tehlike arz etmediği gösterilmiştir.
Bilgi-3: Yetişkin insanlar için orta düzey kafein tüketim miktarı günde 300 miligramdır. Yine de çocuklar için tavsiye edilen oranlar, yaşa bağlı olarak bundan biraz daha az olabilmektedir. Şöyle bir liste yapabiliriz:
• 4-6 yaş arası çocuklar için günde 45 miligram,
• 7-9 yaş arası çocuklar için 62.5 miligram,
• 10-12 yaş arası için günde 85 miligram,
• 12-18 yaş arası için günde 100 miligram güvenli limit olarak belirlenmektedir.
Bilgi-4: Kıyaslama olması açısından, tükettiğimiz ürünlerdeki kafein miktarlarıyla ilgili olarak aşağıdaki gibi bir liste oluşturabiliriz:
• Kahve makinalarından alacağınız 190 mililitrelik kahve içerisinde 75 miligram,
• Evinizde yaptığınız bir kahvenin 190 mililitresinde ortalama 85 miligram,
• Evinizde yaptığınız çayın 190 mililitresinde ortalama 50 miligram,
• Kafein ya da guarana içerikli enerji içeceklerinin 250 mililitresinde 28-87 miligram,
• Diyet de olsa, normal de olsa kolalı içeceklerin 250 mililitresinde 8-53 miligram,
• Bazı diğer gazlı içeceklerin 250 mililitresinde 24 miligram,
• Çikolatanın 50 gramında ortalamada 5.5-35.5 miligram kafein bulunmaktadır.
Bilgi-5: Kafeinin etkilerini de, diğer tüm kimyasallarda olduğu gibi kısa dönem ve uzun dönemde incelemek faydalı olacaktır. Kısa dönemde kafeinin temel etkileri, hepimizin bildiği uyarılmışlık, heyecan ve uyumada zorluk çekmektir. Birçok uzman kafeinin uzun dönemde ve ortalama-üstü tüketimde asıl zararların ortaya çıktığında hemfikirdir.
Bilgi-6: Bu konuda verilebilecek en uygun tavsiye, kafeinli içecekleri seven çocuklarınızın ara sıra, ödül amaçlı olarak bu içecekleri ve yiyecekleri tüketmesinde dikkate değer hiçbir sakınca olmadığıdır. Fakat bağımlılık, aşırı tüketim, aşırı isteklilik gibi durumlar söz konusu olduğunda bu tüketimi azaltmak faydalı olacaktır. Uzun lafın kısası, kafeinin kabul edilemez miktarda zararları bulunmamaktadır ve kafeinin çocukları yetişkinlerden farklı etkilediği uydurmadır; ancak yine de güvenli tarafta kalmak adına düzenli ve aşırı tüketimden kaçınmakta fayda vardır.
 
Kaynaklar ve İleri Okuma:

Yaşam Tarzınız Doğacak Çocuğunuzu Etkileyebilir

Zürafaların boyunlarının neden uzun olduğu ile ilgili hikayeyi mutlaka duymuşsunuzdur.

Çok uzun zaman önce tozlu bir patikadan, doğal su kaynağına ulaşmak isteyen bir hayvan, her sabah geçiyordu. Yolun yarısındayken, savanalardaki en etli ve lezzetli yaprakları olan ağaçların olduğunu görüyordu. Bu yapraklara uzanmayı deneyen bu hayvan, her ne kadar kendisini esnetse bile, uzanmayı bir türlü başaramıyordu. Daha sonra bir gün, çabaları sonuç verdi ve aniden lezzetli ve sulu yapraklara uzanmayı başardı. Yıllar geçti, ve bu zürafanın bebekleri oldu. Nesiller boyunca, bu hayvanlar daha da uzadılar ve uzadılar. Artık ağacın tepesine dahi uzanabiliyorlardı.

Bu yalnızca çocuk kitaplarında geçen bir hikaye olabilir, ve aslında hikayenin verdiği mesaj da bellidir: çalışmaya devam edersen, egzersiz yapmaya devam edersen, sağlıklı beslenirsen, kendini iyi yönde değiştirebilirsin ve elde etmek istediğin şeyi elde edebilirsin. Yalnızca bu da değil tabiki. Aynı zamanda, senin çabaların senden sonraki nesillerin de yararınadır. Hikaye güzel fakat, ne yazık ki, bilim insanlarına göre bu hikaye tamamen yanlış. Doğal seçilim tarafından tetiklenen, DNA içerisindeki rastgele mutasyonlar evrimsel değişimlerin yakıtı gibidir. Bu hikayede anlatıldığı gibi bir değişimin gerçekleşmesi oldukça zordur, fakat son zamanlarda yapılan araştırmanın önermesine göre; zürafa hikayemizdeki unsurlar aslında hedeften pek de uzak olmayabilir. Değişmez bir kullanım kitapçığı gibi olmayan DNA’mız esnek ve değişkendir. Hatta belki de düşündüğümüzdençok daha fazla değişme yeteneği vardır.

Neredeyse bütün hücrelerimiz 20,000 civarında geni temel alıyor olsa da, her bir hücre tipi bu genlerin eşi benzeri olmayan çiftini kullanır. Genler yeri ve zamanına göre aktif edilip, kapatılabilir.  Bu mekanizma ”epigenetik” olarak adlandırılır ve genetik koda ilaveten gerçekleşir. Epigenetik bilgi bir dizi biyolojik işaret ilegenlerimizin içerisine yazılmıştır ve temel DNA dizisini etkilemez. Bu kimyasal işeretlerin şaşırtıcı dizilişi, DNA’yı paketleyen proteinlerin üzerine yapışabilir, ve hatta DNA’nın kendisine yapışıp genom üzerinde belirli parçaların hücrelerin gen okuma mekanizması tarafından okunmasını engelleyebilir ya da onları daha davetkarhale getirebilir.

Brokoli yemek, yeşil çay tüketmek ve egzersiz yapmak, epigenetik işaretleri daha iyi yönde değiştiren yalnızca birkaç aktivite. Daha sağlıklı bir yaşama yönelmemizi sağlayan bu durum, başka bir işe daha yarıyor; bazı araştırmacılar alerjilerden kansere ve Alzheimer’a kadar birçok hastığın altında yatan sebepler için sağlıksız epigenetik değişiklikleri suçluyorlar.

Bunun gerçekleşebilmesi için, epigenetik işaretlerin yumurtaların ya da spermlerin DNA’sına yazılması gerekiyor ve bu sperm ya da yumurtadan yavru olması gerekiyor. Epigenetik işaretlerin nesiller arasında temizlenmesinin mekanizmaları mevcut, fakat bazı araştırmalara göre bu her zaman mükemmel bir şekilde yapılamıyor. Ayrıca, önceki nesillerin sonraki nesilleri nasıl etkilediği ile ilgili şaşırtıcı örnekler de mevcut. En meşhur örnek olarak Dutch Hunger Winter‘ı gösterebiliriz. Dutch Hunger Winter, ikinci dünya savaşı sırasında yaşanan kıtlık sırasında hamile kalmış bir kadının çocuğu. Normalden daha küçük doğan bu çocuğun torunları, savaş sonrası bolluğunda doğmalarına rağmen normalden daha küçük doğdular.

Şimdiyi konuşacak olursak, bu durumun örnekleri artık insanlarda daha nadir görülüyor. Fakat, kanıtlar giderek artıyor. Eğer spor yapma alışlanlığınız varsa, pizza ya da kafein bağımlısıysanız doğmamış çocuğunuz üzerindebu alışkanlıklarınızın bir etkisi olabileceğini bilmeniz gerekiyor

Kaynak: Bilimfili, NewScientist-Aralık’2015

Şekersiz Şekerli Besinler de Dişler İçin Zararlı

Herhangi doğal bir tatlandırıcı içermeyen şekerlemeler ve diyet hafif içecekler gibi şekersiz abur cuburları yeğliyorsanız, sizin için bir iyi ve bir kötü haberimiz var. İyi haber, lüzumsuz şekeri kesmenin, genel beslenmeniz için kesinlikle faydalı olması. Kötü haber ise, şekersiz şekerleme ve gazlı içeceklerin, dişleriniz için daha iyi olmak zorunda olmaması.

Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nden bir sağlık araştırmacısı olan Eric Reynolds’a göre, tatlı yiyeceklerde şeker yerine kullanılan maddeler, çoğu insanın düşündüğü gibi dişler için tamamen güvenli değil. Ve size aksini söylemeye çalışan ünlü diyet meşrubatlar ve şekerleme ürünlerinin ambalajında yazanlara inanmak zorunda değilsiniz.

Reynolds ve araştırmacı meslektaşları, Melbourne Üniversitesi’nin Ağız Sağlığı Ortak Araştırma Merkezi’nde geniş bir dizi hafif içecek, spor içeceği ve şekerleme ürününü test etti ve şekersiz türlerin de ağız ve diş sağlığınıza zarar verebileceğini buldu.
Çevrimiçi özet bir tezde toplanan bulgular, şekerin yerine kullanılan maddelerin genelde diş çürümesi tehlikesini azaltsa da, şekersiz ürünlerin yine de dişler için muhtemelen zararlı olduğunu, çünkü yüksek asit seviyelerinin diş minesinin yüzey katmanlarını aşındırmaya başladığını ve ilerleyen aşamalarda yumuşak diş minesini veya diş pulpasını açığa çıkarabileceğini öne sürüyor.

pH seviyeleri hangi ürünlerin nispeten asitli olduğunu (hafif meşrubatlar, spor içecekleri, enerji içecekleri, meyve suları, likör ve şarap gibi) gösterebilse de, sitrat gibi belirli gıdalar da kelator olarak adlandırılan ve diğer kimyasalları kalsiyuma bağlayan kimyasallar içerdiği için, dişten kalsiyumu ayırabilen özellikle aşındırıcı bir bileşim oluşturabilir.

Araştırmacılar, şekersiz üç marka da dahil olmak üzere 15 hafif meşrubatı, çürük içermeyen ve çekilmiş sağlıklı insan azıdişleri üzerinde denediler ve bütün içeceklerin diş minesi üzerinde kayda değer aşınma ürettiğini, dişte ölçülebilir ağırlık ve yüzey kaybı meydana geldiğini buldular. Ayrıca şekerli ve şekersiz hafif meşrubatların sahip olduğu aşındırma potansiyeli arasında önemli bir fark bulunmuyordu.

Sekiz spor içeceği markası ile yapılan denemeler de benzer sonuçlar verdi ve bunların dörtte üçü, önemli miktarda diş minesi yüzeyi kaybına ve diş yüzeyi yumuşamasına neden oldu (buna rağmen hiçbiri, karşılaştırma amacıyla maden suyu ile birlikte kullanılan kola kadar kötü değildi).
Tatlandırmak amacıyla sitrik asit ile diğer gıda asitleri kullanıldığı için, şekersiz lolipoplar da dişler için tehlikeli – özellikle limon, portakal ve diğer meyve tadına sahip şekerlemeler.

Peki diş aşınması ve çürümesi olasılığınızı en aza indirmek için ne tüketmelisiniz (ve ne tüketmemelisiniz)?

Araştırmacılar, diş için en iyi seçenek olarak florürlü musluk suyunu öneriyor çünkü şişe suyu, floridin faydalarını sunmuyor. Aşındırıcı olmadığı için süt de harika bir seçenek.
Sıvı alma bakımından, şeker içersin veya içermesin, dişleriniz için açıkça zararlı olan hafif içecekler, spor içecekler ve meyve suları gibi şeyler yerine su öneriliyor. Salya akışını tetiklediği ve asitleri çalkalayıp yumuşamış mineyi yeniden sertleştirdiği için şekersiz sakız çiğnenmesi öneriliyor (özellikle biyolojik olarak kullanılabilir kalsiyum fosfat içeren markalar). İlginç olarak araştırmacılar, asitli ürünler yiyip içtikten sonra doğrudan dişlerinizi fırçalamamanız gerektiğini söylüyor çünkü bu işlem yumuşamış diş yüzeyini ortadan kaldırabilir. Bunun yerine, biraz su için veya ağzınızı suyla çalkalayın, ardından diş fırçanızı almadan önce bir saat bekleyin. Ve tabii ki, (herkesin çok sevdiği üzere) diş hekimini düzenli olarak ziyaret etmek, dişinizin sağlıklı kalmasını sağlamak için harika bir yoldur. Belki oldukça açıktır ama, son ziyareti ne zaman yaptınız?


Kaynak : BilimfiliSugar-free candy and soft drinks are just as bad for your teeth, warn dental experts, www.sciencealert.com/sugar-free-candy-and-soft-drinks-are-just-as-bad-for-your-teeth-warn-dental-experts

İçecekler, Şeker ve Kaloriler

Yukarıdaki görsel günlük yaşamda tükettiğimiz içeceklerin içerisinde ne kadar şeker bulunduğunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Bunun haricinde, aşağıdaki bilgiler ilginizi çekebilir.

Çeşitli içeceklerdeki şeker miktarını yaklaşık olarak şöyle sıralayabiliriz:
  • Herhangi bir porsiyondaki su içerisinde hiç şeker bulunmaz.
  • Büyük boy lattenin içerisinde 4.5 çay kaşığı şeker bulunur.
  • Vitamin destekli suların orta boy şişelerinde 5.2 çay kaşığı şeker bulunur.
  • Red Bull enerji içeceğinin küçük kutusu içerisinde 6.4 çay kaşığı şeker bulunur.
  • Meyve sularının orta boy şişelerinde 7.3 çay kaşığı şeker bulunur.
  • Ice Tea’nin orta boy şişesinde 7.6 çay kaşığı şeker bulunur.
  • Gatorade enerji içeceğinin içerisinde 8.5 çay kaşığı şeker bulunur.
  • Mother enerji içeceğinin içerisinde 12.3 çay kaşığı şeker bulunur.
  • 600 mL’lik Coca Cola içerisinde 15 çay kaşığı şeker bulunur.
  • 330 mL’lik Sprite içerisinde 9 çay kaşığı şeker bulunur.
  • Diet, Zero, Max türü kolalarda hiç şeker bulunmaz.
  • 330 mL’lik Mountain Dew içeceği içerisinde 11 çay kaşığı şeker bulunur.
  • 330 mL’lik bir portakal diliminde (meyvenin orjinalinde) 11.9 çay kaşığı şeker bulunur.
  • 330 mL’lik Nestea içerisinde 5 çay kaşığı şeker bulunur.
  • 330 mL’lik Coca Cola içerisinde 9.3 çay kaşığı şeker bulunur.
  • 330 mL’lik Pepsi içerisinde 9.8 çay kaşığı şeker bulunur.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak şu bilgiler durumu daha can sıkıcı bir hale getirmektedir:
  • 330 mL’lik Coca Cola içerisinde 140 kilokalori (kcal) enerji bulunur. Bu, 1 saat uçak kullanma veya eşdeğer bir enerji sarfiyatı ile yakılabilir.
  • Rockstar, Powerade, vb. enerji içeceklerinin 500 mL’si içerisinde 248 kcal enerji bulunur. Bunu, 1 saat tai chi sporu yaparak yakabilirsiniz.
  • 590 mL’lik bir Arizona Limonlu Ice Tea içerisinde 270 kcal vardır. Bunu, 1 saat boyunca bahçedeki yaprakları toplayarak ve çimleri biçerek yakabilirsiniz.
  • 880 mL’lik bir büyük boy Coca Cola içerisinde (Burger King ve McDonald’s gibi fast food dükkanlarının büyük boy içeceklerinde) 371 kcal vardır. Bunu, 1 saat boyunca kayak yaparak yakabilirsiniz.
  • Aynı içeceklerin 1200 mL’lik ekstra büyük (king/mega) boylarında 568 kcal vardır. Bunun tamamını, 10 kilometrelik bir koşu sonrası yakabilirsiniz.
  • Ülkemizde pek bulunmayan 1500 mL’lik boylardaysa, 694 kcal vardır. Bunu, saatte 5 kilometre hızla, sabit ve hiç durmadan tam 4 saat yürürseniz yakabilirsiniz.
  • Bazı yerlerde bulunan mega ötesi boylarda, yani 1600 mL boylardaysa 780 kcal vardır. Bunu ancak 45 kilometre boyunca orta hızla bisiklet sürerseniz yakabilirsiniz.
Bu değerlerin yaklaşık olduğu hatırlanmalıdır. Ayrıca, bu kalorilerin sadece içeceklerden değil, yiyeceklerden de geldiğini ve aynı şekillerde yakılabileceğini hatırlatırız.
 
 
Kaynaklar ve İleri Okuma:

Siz aceleyle yemek yaparken tencerelerin içinde işte bunlar yaşanıyor

Fotoğraf sanatçısı Adrian Mueller de bir “N’olmuşsever” gibi düşünüyor: Günlük hayatın koşturmacasından sıyrılıp da ne zaman sıradan bir aktivitenin sürprizinden haz alıyoruz?Mesela daha önce kaynayan suyun üzerine zeytinyağı döküldüğünde ortaya çıkan şekilleri hiç incelediniz mi?

Adrian Mueller, yemek üzerine çalışmalarıyla bilinen Takako Kuniyuki ile bir araya geldi ve her gün her mutfakta gerçekleşen birtakım enteresan anları kareledi. Soya sosunun sirkeyle, sonra da zeytinyağıyla aynı tencerede karşılaştığı anlar gibi… Bazıları karıştı birbirine, bazıları sadece çarpıştı ve ortaya dinamik sahneler çıktı. “Bubbles” (Kabarcıklar) isimli proje bir mutfak stüdyosunda çekildi. Yemekleri pişirirken ya da yerken dikkat etmediklerimizi bu yakın çekim kareler estetik bir biçimde sergiledi.

adrian mueller bubbles 10
Şampanya ve acı biber
adrian mueller bubbles 2
Bitkisel yağ, pirinç sirkesi, soya sosu
adrian mueller bubbles 3
Kırmızı şarap, sirke, zeytinyağı
adrian mueller bubbles 4
Zeytinyağı, elma sirkesi, pirinç sirkesi, soya sosu
adrian mueller bubbles 6
Zeytinyağı, tavuk suyu, balzamik sirke, tuz, karabiber tanesi, beyaz şarap
adrian mueller bubbles 7
Sirke, zeytinyağı
adrian mueller bubbles 8
Kırmızı şarap, sirke, elma sirkesi, zeytinyağı

adrian mueller bubbles 5

adrian mueller bubbles 1

adrian mueller bubbles 9
Zencefil gazozu, viski, buz

fotoğraflar: Adrian Mueller