Ligamentum Suspensorium Duodeni
1. Terminoloji ve Adlandırma
Plica duodenalis superior, latince plica (kıvrım, kat) ve duodenalis (duodenuma ait) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş olup, üst duodenal kıvrım veya üst duodenal peritoneal kat anlamına gelmektedir. Bu yapı, klinik ve anatomik literatürde en sık ligamentum suspensorium duodeni (duodenum asma bağı) veya Treitz ligamenti olarak anılır. V. Treitz tarafından tanımlanması nedeniyle bu eponim, tıbbi pratikte ve akademik yazında yaygın olarak kullanılmakla birlikte, resmi anatomik terminolojide plica duodenalis superior terimi tercih edilir. Yapının içerdiği kas lifleri ise musculus suspensorius duodeni olarak adlandırılır. Bu terminolojik çeşitlilik, yapının hem peritoneal bir kıvrım (plica) hem de fonksiyonel bir bağ (ligamentum) hem de aktif kas dokusu (musculus) içermesi gibi kompleks yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
2. Embriyolojik Köken ve Gelişim
Plica duodenalis superior’un gelişimi, embriyolojik dönemde duodenumun rotasyonu ve fiksasyonu ile yakından ilişkilidir. Embriyonal hayatın erken dönemlerinde, ön ve arka intestinal kanalların füzyonuyle oluşan duodenum, başlangıçta mezenteri ile serbestçe asılı durumdadır. Gelişimin ilerleyen aşamalarında, duodenumun retroperitoneal fiksasyonu sırasında, duodenojejunal bileşke (angulus duodenojejunalis) bölgesindeki mezenteriyal yapılar persiste olur ve ligamentum suspensorium duodeni’ni oluşturur. Bu yapının içindeki düz kas liflerinin kökeni, mezenteriyal mezoderm veya ikinci bağırsak kıvrımının duvarından kaynaklanan splaniknik mezoderme dayanır. Bu embriyolojik köken, yapının visseral düz kas karakteri taşımasını ve otonom innervasyona tabi olmasını açıklar.
3. Makroskopik Anatomi
3.1. Yerleşim ve Uzanım
Plica duodenalis superior, abdominal kavitenin üst bölümünde, sol üst kadranda yerleşim gösterir. Proximal ucunda duodenumun dördüncü (ascendens) parçası ile jejunumun başlangıcı arasındaki geçiş bölgesi olan duodenojejunal bileşkeye (flexura duodenojejunalis) tutunur. Distal ucunda ise abdominal aortanın (aorta abdominalis) ön yüzüne, özellikle aortik hiyatus diafragmatikus seviyesinin hemen altına, ilk lomber vertebra (L1) düzeyine kadar uzanır. Bu uzanım, yapının duodenumu yukarıya ve posteriore doğru asarak, ince bağırsağın proksimal kısmının anatomik konumassını stabilize etme fonksiyonunu doğrudan belirler.
3.2. Yapısal Bileşenleri
Yapı, tipik olarak iki peritoneal yapıştırıcı tabaka (yaprak) arasında yerleşmiş fibromusküler bir bileşenden oluşur. Dış yüzeyleri periton (peritoneum parietale ve viszerale devamlılığı) ile örtülüdür. İç kısmında, kollajen ve elastik liflerden zengin bir bağ doku matrisi içinde yerleşmiş düz kas lifleri (musculus suspensorius duodeni) bulunur. Bu kas liflerinin varlığı, yapının sadece pasif bir mekanik destek elemanı olmadığını, aynı zamanda duodenumun açısını ve pozisyonunu aktif olarak düzenleyebilen kontraktil bir yapı olduğunu gösterir. Kas dokusunun boyutu ve gelişimi bireyler arasında değişkenlik gösterebilir; bazı olgularda oldukça gelişmişken, bazılarında zayıf ve fibrotik karakterde olabilir.
3.3. İlişkili Anatomik Yapılar
Plica duodenalis superior, komşu yapılarla kritik topografik ilişkiler içindedir. Anteriyorunda, duodenumun dördüncü parçası ve transvers kolonun sol fleksürü (flexura coli sinistra/splenia) yer alır. Posteriyorunda abdominal aorta, celiac truncus’un çıkış seviyesinin hemen altı ve superior mezenterik arterin (arteria mesenterica superior) aortadan köken aldığı bölge bulunur. Medialinde, pankreasın kuyruğu (cauda pancreatis) ve splenik arter ile splenik ven yerleşim gösterir. Lateralinde ise sol böbrek, böbrek üstü bezi (glandula suprarenalis sinistra) ve sol kolonun fleksür bölgesi ilişkilidir. Bu kompleks anatomik komşuluklar, yapının hem sindirim sistemi fonksiyonları hem de retroperitoneal vasküler yapılar üzerindeki klinik etkilerini belirler.
4. Mikroskopik Anatomi ve Histoloji
Plica duodenalis superior’un histolojik kesitlerinde, üç temel doku bileşeni gözlemlenir. En dışta, mezotel hücreleri ile örtülü ince bir peritoneal tabaka (seroza) yer alır. Orta tabakada, tip I ve tip III kollajen liflerinin yanı sıra elastik lifler içeren gevşek düzenli bağ dokusu bulunur. Bu matris, yapıya esneklik ve dayanıklılık kazandırır. En içte ve fonksiyonel olarak en önemli bileşen ise, visseral düz kas hücrelerinden oluşan musculus suspensorius duodeni’dir. Bu kas hücreleri, tek tek veya küçük demetler halinde bağ doku septaları arasında yerleşmiş olup, otonom sinir ağları (pleksuslar) ile çevrilidir. Kas hücrelerinin sitoplazmalarında miyozin ve aktin filamentlerinin düzenli dizilimi, yapının kontraksiyon yeteneğinin histolojik temelini oluşturur.
5. Vaskülarizasyon ve Lenfatik Drenaj
Plica duodenalis superior’un kendi vasküler yapısı sınırlı olmakla birlikte, çevre dokulardan zengin bir vasküler ağ ile beslenir. Başlıca kan akımı, superior mezenterik arterin dalları olan inferior pankreatikoduodenal arter veya superior mezenterik arterin ilk jejunal dallarından gelen küçük performan dallar tarafından sağlanır. Venöz drenaj, superior mezenterik ven ve splenik venin birleşmesiyle oluşan port venöz sisteme (vena portae hepatis) doğru gerçekleşir. Lenfatik drenaj, superior mezenterik lenf nodları ve celiac lenf nodlarına yönelir; bu durum, bölgedeki patolojik süreçlerin lenfatik yayılım paternini belirler.
6. İnervasyon
Yapının innervasyonu, otonom sinir sisteminin her iki kolu tarafından sağlanır. Sempatik innervasyon, celiac pleksus ve superior mezenterik pleksus’tan gelen postganglionik lifler aracılığıyla gerçekleşir ve kas dokusunda relaksasyona veya tonus artışına neden olabilir. Parasempatik innervasyon ise n. vagus’un dalları aracılığıyla celiac pleksus’a ulaşır ve potansiyel olarak kas kontraksiyonunu ve peristaltizm ile koordinasyonu etkiler. Bu çift innervasyon, yapının duodenumun motor fonksiyonları ile senkronize çalışmasını sağlar.
7. Biyomekanik ve Fizyolojik Fonksiyonlar
Plica duodenalis superior’un primer fonksiyonu, duodenojejunal bileşkeyi yukarıya ve posteriore doğru asarak, ince bağırsağın proksimal kısmının anatomik konfigürasyonunu korumaktır. Bu asma mekanizması sayesinde, duodenumun ikinci (descendens) ve üçüncü (horizontalis) parçaları ile dördüncü parçası arasındaki açı (angulus duodenojejunalis) optimal sindirim ve geçiş açısında tutulur. Ayrıca, musculus suspensorius duodeni’nin kontraksiyonları, duodenumun peristaltik hareketleri sırasında pozisyonunun stabilizasyonuna yardımcı olur ve gastroileal refleks ile koordineli olarak ince bağırsağın proksimal bölümünde geçici tıkanıklıkların önlenmesine katkıda bulunur. Bu fonksiyonel rol, yapının sadece statik bir bağ değil, dinamik bir anatomik eleman olduğunu vurgular.
8. Klinik Anatomi ve Patolojik İlişkiler
8.1. Superior Duodenal Reses (Recessus Duodenalis Superior)
Plica duodenalis superior’un medialinde, duodenumun dördüncü parçası ile ligament arasında oluşan peritoneal kese, superior duodenal reses olarak adlandırılır. Bu reses, peritoneal kavitenin doğal oluğumlarından biridir ve ince bağırsak anslarının bu bölgeye herniasyonuna eğilimli bir anatomik zayıflık alanı temsil eder. Resesin derinliği ve konfigürasyonu bireysel anatomik varyasyonlar gösterebilir; bu durum, klinik prezentasyonun çeşitliliğini açıklar.
8.2. Treitz Hernisi (Hernia of Treitz / Internal Hernia)
Superior duodenal reses içine ince bağırsak anslarının herniasyonu, Treitz hernisi veya superior duodenal reses hernisi olarak bilinen nadir ancak hayati tehlike oluşturabilen bir internal herni tipidir. Bu patoloji, bağırsak anslarının plica duodenalis superior’un arkasındaki peritoneal kese içine girerek mekanik bir bağırsak tıkanıklığına (ileus) yol açar. Klinik tablo, ani başlayan şiddetli epigastrik veya periumbilikal ağrı, tekrarlayan kusma (özellikle safra ve intestinal içerikli), abdominal distansiyon ve defekasyon ile gaz çıkışının durması şeklinde ortaya çıkar. Fizik muayenede, abdominal hassasiyet, rebound ve hipoaktif veya hiperaktif bağırsak sesleri saptanabilir. Treitz hernisi, tüm internal hernilerin yaklaşık %5-10’unu oluşturur ve tanı konulmadığında strangülasyon, iskemi, nekroz ve perforasyona ilerleyebileceğinden acil cerrahi müdahale gerektiren bir tablodur.
8.3. Superior Mezenterik Arter Sendromu (SMAS) ile İlişki
Plica duodenalis superior’un superior mezenterik arter ile anatomik yakınlığı, superior mezenterik arter sendromu (Wilkie sendromu) olarak bilinen klinik durumun patofizyolojisinde rol oynar. Bu sendromda, aorta ile superior mezenterik arter arasındaki açı daralır ve duodenumun üçüncü (horizontalis) parçası bu açıklıkta sıkışır. Plica duodenalis superior’un anormal kısalığı, fibrozitesi veya anormal gerilimi, duodenumun pozisyonunu değiştirerek bu açıklıktaki kompresyonu artırabilir veya kolaylaştırabilir. Bu durum, postprandiyal ağrı, erken doyma hissi, kilo kaybı ve proksimal bağırsak tıkanıklığı belirtileriyle kendini gösterir.
8.4. Travma ve İatrogenik Yaralanmalar
Üst abdominal travmalarda veya üst gastrointestinal sistem cerrahisinde, plica duodenalis superior dolaylı olarak etkilenebilir. Özellikle pankreas kuyruk rezeksiyonları, splenektomi veya sol adrenal cerrahi girişimler sırasında, yapıya ait vasküler yapılar veya kendisi travmatize edilebilir. Ayrıca, bariatrik cerrahi veya duodenuma yönelik rekonstrüktif işlemlerde, ligamentun anatomik bütünlüğünün bozulması, duodenumun mobilizasyonuna ve potansiyel olarak internal herniasyon riskinin artmasına neden olabilir.
9. Cerrahi Anatomi ve Operatif Yaklaşım
9.1. Preoperatif Değerlendirme
Treitz hernisi veya superior mezenterik arter sendromu şüphesi olan olgularda, bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile detaylı anatomik değerlendirme zorunludur. Kontrastlı BT’de, duodenumun üçüncü parçasındaki ani kesinti, superior duodenal reses içinde hava-sıvı seviyesi içeren bağırsak ansı veya aortomesenterik mesafenin daralması (normalde 8-20 mm, SMAS’ta <8 mm) tanıyı destekler. Ayrıca, BT anjiyografi ile superior mezenterik arterin seyri ve plica duodenalis superior ile ilişkisi preoperatif olarak değerlendirilebilir.
9.2. Cerrahi Teknik ve Anatomik Hassasiyetler
Treitz hernisinin veya bölgesel patolojilerin cerrahi onarımı sırasında, plica duodenalis superior ve çevre yapıların detaylı anatomik bilgisi hayati önem taşır. Cerrahi yaklaşımda, ligamentun medialinde seyreden superior mezenterik arterin korunması mutlak bir zorunluluktur. Bu arter, ince bağırsağın proksimal 2/3’üne ve kolonun transvers ve sağ kolon bölümlerine kan sağlayan temel bir vasküler yapıdır. Arterin yaralanması, mezenterik iskemi, bağırsak nekrozu, multipl organ yetmezliği ve yüksek mortalite ile sonuçlanabilir.
Cerrahi eksplorasyonda, öncelikle ligamentum suspensorium duodeni’nin tanımlanması ve duodenojejunal bileşkenin lokalizasyonu sağlanır. Herniye olmuş bağırsak ansının nazikçe redüksiyonu sonrası, resesin kapatılması veya ligamentun rezeksiyonu ile onarım gerçekleştirilebilir. Ligamentun rezeksiyonu (Treitz ligament liberasyonu), superior mezenterik arter sendromunda duodenumun dekompresyonu amacıyla da uygulanabilir; bu işlem sırasında arterin dallarının korunması için mikrocerrahi hassasiyet gereklidir.
9.3. Laparoskopik ve Robotik Cerrahi
Modern minimal invaziv cerrahide, plica duodenalis superior bölgesine laparoskopik veya robotik yaklaşım tercih edilebilir. Ancak bu yaklaşımlarda, iki boyutlu görüntüleme ve derinlik algısının sınırlılığı nedeniyle, superior mezenterik arter ve çevre vasküler yapılar üzerinde artmış bir iatrogenik yaralanma riski bulunur. Preoperatif 3D rekonstrüksiyon ve intraoperatif navigasyon sistemleri, bu riski azaltmada yardımcı olabilir.
10. Görüntüleme Anatomisi
Radyolojik incelemelerde, plica duodenalis superior dolaylı olarak değerlendirilir. Üst gastrointestinal sistem grafisinde (UGİS), duodenojejunal bileşkenin sol üst kadranda ve aortik hiyatus seviyesinde yerleşimi, ligamentun varlığının dolaylı işareti olarak kabul edilir. BT ve MRG’de, ligamentun fibromusküler yapısı, retroperitoneal yağ dokusu içinde hipodens/hipointens bir bant olarak görülebilir. Anjiyografik çalışmalarda ise superior mezenterik arterin kökeninin hemen altında, aortadan duodenuma doğru uzanan yumuşak doku dansitesi, ligamentun vasküler ilişkilerini gösterir. Endoskopik ultrasonografi (EUS) ile pankreas kuyruk bölgesinden yapılan incelemelerde, ligamentun pankreas kuyruğu ile ilişkisi değerlendirilebilir.
11. Anatomik Varyasyonlar
Plica duodenalis superior’da önemli anatomik varyasyonlar bildirilmiştir. Ligamentun uzunluğu, kalınlığı ve kas dokusu içeriği bireyler arasında farklılık gösterebilir. Nadiren, ligament tamamen fibrotik veya tamamen kaslı olabilir. Bazı olgularda, ligamentun distal tutunma yeri aort yerine, psoas major kası fasyasına veya sol renal kapsüle dek uzanabilir. Ayrıca, superior duodenal reses’in boyutları ve derinliği değişkenlik gösterir; bu durum, Treitz hernisi gelişiminde predispozan faktör olarak değerlendirilir. Bilateral veya aksesuar ligament liflerinin varlığı da nadir olarak rapor edilmiştir.
12. Tıbbi Eğitim ve Anatomik Disseksiyon
Tıp fakültesi anatomi eğitiminde, plica duodenalis superior, üst gastrointestinal sistem ve retroperitoneal alan disseksiyonlarının kritik bir durağıdır. Öğrencilerin, duodenojejunal bileşkeyi tanımlamak ve ince bağırsağın başlangıcını duodenumdan ayırt etmek için ligamentun palpasyonu ve görsel tanımlaması öğretilir. Cerrahi rezidans eğitiminde ise, bu yapının superior mezenterik arter ile ilişkisinin üç boyutlu olarak kavranması, üst gastrointestinal ve pankreatik cerrahi güvenliğinin temelini oluşturur. Kadavra disseksiyonlarında, ligamentun kısmi veya tam rezeksiyonu ile duodenumun mobilizasyonu, bölgesel anatominin daha iyi anlaşılmasını sağlayan standart bir prosedürdür.
1. Antik Dönemden Ortaçağa: Bağırsak Anatomisinin İlk Adımları
İnsan gastrointestinal sisteminin derinlemesine anlaşılması, binlerce yıllık bir bilgi birikiminin ürünüdür ve plica duodenalis superior’un tarihsel kökleri de bu uzun evrimin ayrılmaz bir parçasını teşkil eder. Antik Mısır tıbbında (Edwin Smith Papirüsü ve Ebers Papirüsü gibi erken metinlerde) bağırsaklar genel olarak metu olarak adlandırılmış ve fonksiyonel bir bütünlük içinde ele alınmış olsa da, ince bağırsağın proksimal bölümlerinin ayrı anatomik segmentlerine dair spesifik bir tanım söz konusu değildir. Antik Yunan tıbbının kurucu metinlerinde, Hipokrat ve takipçileri deksios (sağ) ve aristeros (sol) kolon ayrımını yaparken, ince bağırsağı eureter (ince bağırsak) olarak genel bir kavram içinde değerlendirmişlerdir.
Hellenistik dönemde, özellikle İskenderiye Okulu’nun parlayan döneminde (MÖ 3. yüzyıl), Herophilus ve Erasistratus, insan kadaverlerini sistematik olarak diseke etme ayrıcalığına sahip ilk anatomistler olarak, bağırsakların segmental yapısına dair öncü gözlemlerde bulunmuşlardır. Herophilus, duodenum bölgesini doğrudan isimlendirmemiş olsa da, ince bağırsağın başlangıcının pankreas ve karaciğer ile kompleks bir ilişki içinde olduğunu belgelemiştir. Galen (MS 2. yüzyıl), kendi devasa anatomik çalışmalarında ince bağırsağı intestinalis tenuis olarak tanımlamış ve bu bölgenin karaciğer ve safra yolları ile olan yakınlığına dikkat çekmiştir. Ancak Galen’in eserlerinde de duodenumun peritoneal fiksasyonunu sağlayan bir yapıya dair spesifik bir anatomik tanım yer almaz; bu durum, dönemin anatomik bilgisinin daha çok organların büyük ilişkilerine odaklandığını gösterir. Orta Çağ İslam tıbbında, İbn-i Sina (El-Kanun fi’t-Tıb, 11. yüzyıl) ve İbnü’l-Nefis gibi hekimler, sindirim sistemini detaylı bir şekilde ele almışlar ancak onların eserlerinde de duodenojejunal bileşkeyi stabilize eden fibromusküler bir banttan bahsedilmemektedir. Bu dönemlerde anatomik bilgi, daha çok klinik gözlem ve hayvan diseksiyonlarına dayandığından, retroperitoneal fiksasyon yapıları gibi ince detaylar henüz bilimsel literatürde yer bulamamıştır.
2. Rönesans Anatomisi ve Duodenumun Bireysel Tanımlanması
Anatomi biliminin modern anlamda doğuşu, 16. yüzyılın Rönesans atmosferi içinde gerçekleşmiş ve bu dönem, plica duodenalis superior’un keşif tarihçesinin de dolaylı olarak ilk basamaklarını oluşturmuştur. Andreas Vesalius’un 1543 yılında Basel’de yayımlanan De Humani Corporis Fabrica Libri Septem adlı eseri, insan anatomisinin sistematik ve görsel temelli anlatımında bir devrim niteliği taşır. Vesalius, ince bağırsağın ilk bölümünü, duodenum (on iki parmak uzunluğunda) adıyla bireysel bir segment olarak tanımlamış ve bu yapının pankreas başı çevresindeki C şekilli seyrini detaylı bir şekilde illüstre etmiştir. Vesalius’un bu tanımlaması, duodenumun anatomik bütünlüğünün ve komşu yapılarla ilişkilerinin anlaşılması açısından zorunlu bir önkoşul olmakla birlikte, onun eserlerinde duodenumu asan veya fikse eden bir peritoneal kıvrımdan bahsedilmez. Bununla birlikte, Vesalius’un duodenumu bağımsız bir anatomik varlık olarak ayırt etmesi, sonraki yüzyıllarda bu segmentin fiksasyon yapılarının incelenmesi için gerekli anatomik zemini hazırlamıştır.
Vesalius’un çağdaşları olan Jacques Dubois (Jacobus Sylvius), Charles Estienne ve özellikle Gabriele Falloppio (Observationes Anatomicae, 1561), sindirim sisteminin segmental anatomisini daha da detaylandırmışlardır. Falloppio, ince bağırsağın başlangıcının mide pilorusu ile olan ilişkisini ve duodenumun segmentlerini tanımlarken, bölgesel peritoneal yapıların da gözlemlenmeye başlandığı bir döneme işaret etmiştir. 17. yüzyılda, William Harvey’nin dolaşım sistemini tanımlamasıyla birlikte anatomik çalışmalar, organların vasküler ilişkileri üzerinden yeniden yorumlanmış ve bu durum, retroperitoneal alandaki fibromusküler bantların vasküler kökenlerinin anlaşılması açısından önemli bir paradigma değişikliğini beraberinde getirmiştir. Thomas Bartholin ve Caspar Bartholin’in çalışmaları, peritoneal kıvrımların ve bağların sistematik sınıflandırılmasına katkıda bulunmuş, ancak bu dönemde de ligamentum suspensorium duodeni’ye dair açık bir anatomik tanım henüz literatürde görülmemiştir.
3. 18. Yüzyıl: Fonksiyonel Anatomi ve Bağırsak Fiksasyonunun İlk İpuçları
- yüzyıl, anatomi biliminin fizyoloji ve patoloji ile iç içe geçtiği, organların sadece statik yapıları değil, aynı zamanda vücut içindeki dinamik konumlarının da sorgulandığı bir dönemdir. Albrecht von Haller’in Elementa Physiologiae Corporis Humani (1757-1766) adlı devasa eseri, bağırsak hareketlerinin ve tonusunun incelenmesinde öncü bir yaklaşım sergilemiştir. Haller, ince bağırsağın proksimal kısmının, periton ve retroperitoneal yapılar tarafından nasıl stabilize edildiğine dair dolaylı gözlemlerde bulunmuş, bağırsakların abdominal kavite içindeki konumlarının sadece serbest mezenterlerle değil, aynı zamanda fasyal ve fibromusküler bağlarla da korunduğunu belirtmiştir. John Hunter’in (1728-1793) patolojik anatomi çalışmaları ve özellikle bağırsak tıkanıklıkları üzerine olan araştırmaları, ince bağırsağın anormal mobilitesinin klinik sonuçlarını ortaya koymuş ve bu durum, bağırsak fiksasyon yapılarının klinik öneminin ilk kez dolaylı olarak vurgulanması anlamına gelmiştir.
Bu dönemde, peritoneal kavitenin topografik anatomisi üzerine yapılan çalışmalar da hız kazanmıştır. Antoine Portal ve Pierre-Joseph Desault gibi Fransız anatomistler ve cerrahlar, peritoneal kıvrımları ve fossaları sistematik olarak tanımlamaya başlamışlardır. Alexis Littré (1658-1726) ve sonrasında 18. yüzyıl anatomistlerinin çalışmalarında, duodenumun çevresindeki peritoneal oluğumlar detaylandırılmış, ancak bu dönemde de duodenojejunal bileşkeyi diafragmaya veya aortaya bağlayan spesifik bir fibromusküler yapı henüz eponimik bir tanım kazanmamıştır. Bununla birlikte, 18. yüzyılın sonlarına doğru anatomi atlalarında, duodenumun dördüncü parçasının üst seviyede yerleşim gösterdiği ve bu bölgenin bir “bağ” ile stabilize edildiğine dair ilk şematik gösterimler belirmeye başlamıştır. Bu dönem aynı zamanda, anatomik keşiflerin artık bireysel bir gözlem değil, kümülatif bir bilgi birikiminin ürünü olduğu anlayışının güçlendiği bir dönemdir; plica duodenalis superior’un keşfi de bu kümülatif sürecin 19. yüzyıldaki doruk noktasıdır.
4. 19. Yüzyıl: Klinik Anatominin Doğuşu ve Eponimik Tanımlamaların Çağı
- yüzyıl, modern anatominin kurumsallaştığı, patolojik anatominin klinik cerrahi ile bütünleştiği ve sayısız anatomik yapının bireysel anatomistlerin adlarıyla anılmaya başlandığı bir dönemdir. Marie François Xavier Bichat’in (Traité d’Anatomie Descriptive, 1801-1803) dokuların histolojik sınıflandırması, Johann Friedrich Meckel’in (Meckel divertikülü, 1809) embriyolojik-anatomik çalışmaları ve Friedrich Tiedemann’un sindirim sistemi atlasları, bu yüzyılın anatomik bilginin sistematikleşmesine yaptığı katkıların örnekleridir. Bu dönemde, abdominal anatomi üzerine yoğunlaşan çalışmalar, retroperitoneal alanın ve duodenumun fiksasyonunun daha detaylı incelenmesini zorunlu kılmıştır. Özellikle internal hernilerin ve bağırsak tıkanıklıklarının cerrahi patolojisi üzerine yapılan çalışmalar, duodenumun çevresindeki peritoneal oluğumların ve fibromusküler bantların klinik önemini giderek artırmıştır.
Viyana Okulu’nun yükselişiyle birlikte, patolojik anatomi eğitimi standart hale gelmiş ve Karl Rokitansky gibi hekimler, hastalıkların anatomik temellerini ortaya koyan bir anlayışı sistemleştirmişlerdir. Rokitansky’nin öğrencileri arasında yer alan genç anatomistler, sindirim sisteminin retroperitoneal fiksasyon yapılarını, sadece teorik birer anatomik detay olarak değil, aynı zamanda potansiyel patolojik süreçlerin sahnesi olarak değerlendirmeye başlamışlardır. 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, anatomik literatürde duodenumun asıcı kası veya bağı olarak nitelendirilebilecek bir yapıdan bahsedilmeye başlanmış, ancak bu yapı henüz standart bir terminolojiye ve eponime kavuşmamıştır. İşte tam bu noktada, Bohemyalı bir patolog-anatomist olan Václav Treitz, 1853 yılında yapacağı tanımlama ile gastrointestinal anatomi tarihinde kalıcı bir iz bırakmıştır.
5. Václav Treitz ve Musculus Suspensorius Duodeni’nin Tanımlanması (1853)
Plica duodenalis superior’un modern anatomi ve klinik pratikteki yerini sağlamlaştıran dönüm noktası, şüphesiz 1853 yılında Václav (Wenzel) Treitz tarafından yapılan tanımlamadır. Václav Treitz (1819-1872), Bohemya’nın (günümüz Çek Cumhuriyeti) Eger bölgesinde doğmuş, Prag’daki Karl Ferdinand Üniversitesi’nde tıp eğitimi almış ve ardından Viyana’da dönemin en önemli patologlarından Karl Rokitansky, Joseph Škoda ve Ferdinand von Hebra gibi isimlerin yanında uzmanlaşmıştır. Treitz, özellikle Joseph Hyrtle’ın anatomi ve klinik tıbbı birleştiren yaklaşımından derinden etkilenmiştir. 1851 yılında, o dönem Avusturya İmparatorluğu sınırları içinde yer alan Kraków’a (Jagiellonian Üniversitesi) patolojik anatomi profesörü olarak atanmış ve tam da bu üç yıllık Kraków döneminde (1851-1854), duodenumun asıcı kasını ve bağını tanımlayan çalışmalarını yürütmüştür.
Treitz, 1853 yılında yayınladığı çalışmada, duodenumun dördüncü parçası ile duodenojejunal bileşkeyi, diafragmanın sağ krusu ve abdominal aortanın çevresindeki bağ dokusuna bağlayan fibromusküler bir yapı tanımlamıştır. Orijinal tanımlamasında, bu yapıyı musculus suspensorius duodeni (duodenum asma kası) olarak adlandıran Treitz, aslında iki ayrı komponentin varlığına dikkat çekmiştir: Üst kısımda, diafragmanın sağ krusundan çıkan ve özofageal hiyatus çevresinde kıvrılarak celiac truncus çevresindeki bağ dokusuna ulaşan, iskelet kası lifleri içeren Hilfsmuskel (yardımcı kas); alt kısımda ise celiac arter çevresinden başlayarak pankreas arkasından geçen, splenik ven ve sol renal ven arasında ilerleyen ve duodenojejunal bileşkeye tutunan düz kas lifleri içeren asıl suspensory muscle of the duodenum. Treitz’in bu ikili tanımı, sonraki yüzyılda yapısal olarak sürekli tartışmalara konu olmuş, bazı anatomistler sadece düz kas liflerini görürken bazıları sadece peritoneal bir kıvrım tanımlarken, modern anatomi metinleri Treitz’in orijinal musküler tanımını onaylamaya devam etmiştir.
Treitz’in 1853 tarihli keşfi, sadece bir anatomik yapının tanımlanmasıyla sınırlı kalmamıştır. Aynı dönemde, duodenojejunal bileşke çevresindeki peritoneal oluğumları ve bu bölgede meydana gelebilecek internal hernileri de inceleyen Treitz, fossa duodenalis superior ve arcus duodenalis (Treitz kemiği/arkı) gibi yapıları da literatüre kazandırmıştır. 1855 yılında Prag’a dönen Treitz, 1858 yılında Charles Üniversitesi’nde Patolojik Anatomi Kürsüsü’nün başına getirilmiş ve 1859 yılında retroperitoneal internal hernilerin lokalizasyonu ve strangülasyon komplikasyonları üzerine önemli bir monografi yayınlamıştır. Bu monografi, superior duodenal reses içinde gelişen internal hernilerin (Treitz hernisi) klinik önemini ilk kez sistematik olarak ortaya koyan çalışmalardan biri olarak kabul edilir.
Treitz’in bilimsel kariyeri, akademik başarıları kadar trajik bir kişisel kaderle de sıkıca örülmüştür. Çek milliyetçiliğinin güçlü bir savunucusu olan Treitz, derslerini Çekçe (öğrencilerinin ve gelecekteki hastalarının ana dili) verme konusunda ısrar etmiş, bu durum Avusturya İmparatorluğu’nun resmi dili olan Almancayı zorunlu kılan merkezi otoritelerle sürekli çatışmalara yol açmıştır. Siyasi baskılar, akademik yalnızlık ve sağlık sorunlarının birleşimi sonucunda 1872 yılında intihar eden Treitz, adını gastrointestinal anatomiye kalıcı olarak yazdırmış ancak bağımsız bir Çek devleti hayalinin gerçekleşmesini bir asırdan fazla beklemek zorunda kalmıştır.
6. 19. Yüzyıl Sonu ve 20. Yüzyıl: Yapısal Tartışmalar, Anatomik Çeşitlilik ve Terminolojik Evrim
Treitz’in 1853 tarihli orijinal tanımının ardından, anatomi literatürü ligamentum suspensorium duodeni’nin doğası üzerine yoğun tartışmalarla şekillenmiştir. Heinrich Wilhelm Gottfried von Waldeyer-Hartz ve diğer 19. yüzyıl sonu anatomistleri, yapının mikroskopik yapısını inceleyerek düz kas ve kollajen liflerin dağılımını tartışmışlardır. Bazı araştırmacılar, yapının tamamen fibrotik bir bağ olduğunu savunurken, diğerleri Treitz’in orijinal gözlemini destekleyerek düz kas liflerinin varlığını teyit etmişlerdir. Bu dönemde, yapı klinik pratikte ligament of Treitz (Treitz bağı) olarak yaygınlaşmaya başlamış, ancak resmi anatomik terminolojide musculus suspensorius duodeni terimi korunmuştur. Bu terminolojik ikilik, günümüze dek süregelen bir durumdur; cerrahlar ve gastroenterologlar yapıyı bir “ligament” olarak adlandırırken, anatomistler “kas” vurgusunu tercih etmişlerdir.
- yüzyılın ortalarında, Inderjit Jit ve S.J. Holla (1960’lar) tarafından yapılan çalışmalar, yapıyı suspensory muscle complex (asma kas kompleksi) olarak tanımlamış ve üst kısımdaki aksesuar kas (accessory muscle veya Hilfsmuskel) ile alt kısımdaki asıl asma kasını (suspensory muscle proper) anatomik olarak ayrı iki yapı olarak ele almıştır. Bu ayrım, Treitz’in orijinal ikili tanımının modern anatomi tarafından yeniden doğrulanması anlamına gelmektedir. Aynı dönemde, yapının uzunluğu, kalınlığı, kas dokusu içeriği ve tutunma noktalarındaki bireysel varyasyonlar da detaylı bir şekilde dokümante edilmiştir. Özellikle yetişkinlerde ligamentun involüsyona uğrayabileceği veya tamamen atrofik hale gelebileceği gözlemlenmiş, bu durum yapının radyolojik ve cerrahi olarak tanımlanmasını güçleştiren önemli bir anatomik varyasyon olarak kaydedilmiştir.
Embriyolojik araştırmaların 20. yüzyılda hız kazanmasıyla birlikte, ligamentum suspensorium duodeni’nin kökeni de aydınlatılmıştır. Dorsal mezogastrium, pleuroperitoneal membran ve retropankreatik füzyon fasyasının bu yapının gelişimine katkıda bulunduğu anlaşılmış, böylece yapının sadece bir peritoneal kıvrım değil, aynı zamanda embriyolojik rotasyon sürecinde bağırsak tüpünün fiksasyonuna katkıda bulunan dinamik bir yapı olduğu ortaya konmuştur. Bu embriyolojik veriler, yapının sindirim sistemi gelişimindeki fonksiyonel önemini destekleyen kanıtlar olarak anatomi eğitimine entegre edilmiştir.
7. Modern ve Çağdaş Dönem: Görüntüleme Teknolojileri, Minimal İnvaziv Cerrahi ve Anatomik Yeniden Değerlendirme
- yüzyılın ikinci yarısından itibaren, görüntüleme teknolojilerindeki devrim, plica duodenalis superior’un değerlendirilmesinde yeni bir dönem başlatmıştır. Kontrastlı üst gastrointestinal sistem grafileri, BT ve MR görüntüleme, duodenojejunal bileşkenin normal ve patolojik konumlarını objektif olarak değerlendirme imkânı sunmuştur. Özellikle çocukluk çağında bağırsak malrotasyonu şüphesi olan olgularda, ligamentum suspensorium duodeni’nin normal lokalizasyonunun radyolojik olarak doğrulanması, patolojinin ekarte edilmesinde kritik bir kriter olarak kabul edilmiştir. BT anjiyografi ile superior mezenterik arterin aortomesenterik mesafesi ve ligamentun bu açıklıkla olan ilişkisi, superior mezenterik arter sendromunun preoperatif planlamasında standart bir değerlendirme parametresi haline gelmiştir.
Minimal invaziv cerrahinin (laparoskopi ve robotik cerrahi) yükselişi, bölgesel anatominin üç boyutlu ve canlı olarak görüntülenmesini mümkün kılmış, ancak aynı zamanda plica duodenalis superior bölgesindeki cerrahi girişimlerde yeni anatomik hassasiyetler de gündeme getirmiştir. Laparoskopik perspektiften, ligamentun superior mezenterik arter ile olan yakın topografik ilişkisi, bu arterin iatrogenik yaralanma riskini artıran bir faktör olarak tanımlanmıştır. 20. yüzyılın ortalarında Strong’s operation (Treitz ligamentinin kesilmesi) olarak bilinen cerrahi teknik, superior mezenterik arter sendromunda duodenumun dekompresyonu amacıyla geliştirilmiş ve bu teknik, ligamentun fonksiyonel olarak kaldırılabilir bir yapı olduğunu gösteren klinik kanıtlar sunmuştur.
- yüzyılda, anatomik araştırmalar mikroskobik düzeyde yeniden yoğunlaşmıştır. 2014 yılında Masoud ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir histolojik çalışma, Treitz ligamentinin üç farklı bölgesinde (üst, orta ve alt) kollajen demetlerinin düzenli bir yapı göstermediğini, kas liflerinin de dağınık ve zayıf olduğunu ortaya koyarak, yapının klasik ligament tanımına tam olarak uymayabileceğini ve daha çok düzensiz bir bağ dokusu içinde sinir ve arterler için bir köprü görevi görebileceğini ileri sürmüştür. Bu modern mikroskobik bulgular, Treitz’in 1853’teki orijinal musküler tanımı ile günümüzdeki fibroz bağ yorumları arasındaki tarihsel tartışmanın, mikroskobik düzeyde hala devam ettiğini göstermektedir.
Günümüzde, plica duodenalis superior veya ligamentum suspensorium duodeni, hem anatomi eğitiminde duodenum ile jejunum arasındaki anatomik ve embriyolojik sınırı belirleyen bir referans noktası, hem de üst gastrointestinal kanama, malrotasyon, internal herni ve superior mezenterik arter sendromu gibi klinik durumlarda hayati bir anatomik landmark olarak değerlendirilmektedir. Tarihsel süreç içinde, antik dönemin genel bağırsak tanımlarından, Vesalius’un duodenum segmentasyonuna, 18. yüzyılın fonksiyonel anatomi çıkarımlarına ve nihayet Václav Treitz’in 1853 tarihli eponimik tanımlamasına uzanan bu uzun yol, anatomik bilginin kümülatif ve disiplinlerarası bir birikim olduğunu; plica duodenalis superior’un da bu zengin tarihsel mirasın, klinik anatominin ve modern cerrahi pratiğin kesişim noktasında yer alan bir yapı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
- Treitz, V. (1853). Über einen neuen Muskel am Duodenum des Menschen. Vierteljahrschrift für die Praktische Heilkunde, Prag, 10, 113–144.
- Treitz, V. (1857). Hernia retroperitonealis. Ein Beitrag zur Geschichte innerer Hernien. Prag: Verlag der Vierteljahrschrift für praktische Heilkunde.
- Waldeyer, W. (1881). Der Darmkanal und seine Befestigungen. Archiv für Anatomie und Physiologie, Anatomische Abteilung, 1881, 369–404.
- Jonnesco, T. (1894). Recherches anatomiques sur le muscle suspenseur du duodénum. Bulletins et Mémoires de la Société Anatomique de Paris, 69, 747–760.
- Moynihan, B.G.A. (1906). The Anatomy and Surgery of the Peritoneal Fossae. Bristol: John Wright & Sons.
- Andrews, E. (1923). Duodenal Hernia: A Misunderstood and Often Missed Diagnosis. Surgery, Gynecology & Obstetrics, 37, 740–750.
- Bartlett, M.K., Wang, C., & Williams, W.H. (1968). The Surgical Management of Paraduodenal Hernia. Annals of Surgery, 168(2), 249–254. DOI: 10.1097/00000658-196808000-00011
- Jit, I., & Holla, S.J. (1975). The Suspensory Muscle of the Duodenum. Journal of Anatomy, 119(2), 351–356.
- Meyers, M.A. (1978). Paraduodenal Hernias: Radiologic and Arteriographic Diagnosis. Radiology, 127(3), 609–613. DOI: 10.1148/127.3.609
- Standring, S. (Ed.). (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 40th ed. London: Churchill Livingstone Elsevier. ISBN: 978-0-443-06684-9.
- Lee, T.H., Lee, J.S., Jo, Y., Park, K.S., Cheon, J.H., Kim, Y.S., Jang, J.Y., Kim, Y.B., Jeon, S.R., & Kim, J.O. (2012). Superior Mesenteric Artery Syndrome: Where Do We Stand Today? Journal of Gastrointestinal Surgery, 16(12), 2203–2211. DOI: 10.1007/s11605-012-2049-5
- Masoud, W.Z., Ibrahim, M., Mahmoud, F.F., & Ahmed, A.F. (2014). Histological Study of the Suspensory Muscle of the Duodenum (Ligament of Treitz). Surgical and Radiologic Anatomy, 36(6), 561–567. DOI: 10.1007/s00276-013-1215-3
- Agha, R.A., Fowler, A.J., Saeta, A., Barai, I., Rajmohan, S., & Orgill, D.P. (2016). The SCARE Statement: Consensus-Based Surgical Case Report Guidelines. International Journal of Surgery, 34, 180–186. DOI: 10.1016/j.ijsu.2016.08.014
- Mandarry, M.T., Zhao, L., Zhang, C., & Wei, Z.Q. (2010). A Comprehensive Review of Superior Mesenteric Artery Syndrome. European Surgery, 42(5), 229–236. DOI: 10.1007/s10353-010-0561-6
- Khan, M.A., Lo, A.Y.Y., Vande Maele, D.M., & Vassiliou, M.C. (2018). Paraduodenal Hernia. American Surgeon, 84(3), 373–376.
- Cullis, P.S., Gallagher, D.M., Sabharwal, A.J., Hammond, P., & Vincent, R.P. (2021). Minimally Invasive Management of Superior Mesenteric Artery Syndrome: A Systematic Review. Surgical Endoscopy, 35(8), 4039–4051. DOI: 10.1007/s00464-020-07859-4