“Maraz” kökeni itibarıyla hastalık, kader belirtir; ancak bu kelimeyi bir insana kalıcı bir sıfat olarak yapıştırmak, klinik gerçekliği basitleştirme pahasına doğrudur. Karen Horney’nin nörotik kişilik üzerine klasik çalışmaları, nörozun kişiliğin bütününden çok, çatışma karşısında geliştirilen katılaşmış baş etme stratejilerinden ibaret olduğunu göstermiştir. Gale’in tespiti bu geleneğe paraleldir:
“Aslında hiçbir kişilik baştan aşağı marazi değildir. Daha ziyade bu kişilerin davranışları ve onlarla kurduğunuz ilişki marazidir.”
Bu ayrım küçük bir nüans gibi görünse de analizin birimini kökten değiştirir: İnceleme nesnesi birey değil, ikili (dyad) olur. Gale, marazi insanları şöyle tanımlar: Bir nedenden dolayı derinden yaralanmış; ancak bu yaranın, getirdiği duyguların, ihtiyaçların ve hayatın sorunlarıyla yüzleşecek sorumluluğa erişememiş kimseler. Kimliklerini bu yaranın etrafında örgütlerler; kurbanlıklarını, mazlumluklarını, mükemmeliyetçiliklerini veya fedakârlıklarını tekrar tekrar dillendirirler — ve son derece sağlıksız bir yoldan istediklerini yaptırmak için bu kimlik pazarlığını kullanırlar.
Tatsumi ise tabloyu daha da radikalleştirir: Asıl marazi olan, bu insanlarla temas edildiğinde verdiğimiz tepki olabilir. Bu iddia, suçluluğu mağdurdan kurbandan kaydırmak olarak okunmamalı; aksine, iyileşmenin yalnızca kontrol edebildiğimiz tarafa, yani kendimize ait olanına odaklanması gerektiği yönünde pragmatik bir davettir.