İçeriğe geç
Acil tıp Klinik tıp

Anafilaksi

54706618-9426-4802-8bea-3c6ab1e30129

Tanım ve Kavramsal Çerçeve

Anafilaksi, organizmanın bağışıklık sisteminin belirli bir alerjen karşısında geliştirdiği, akut başlangıçlı, sistemik ve potansiyel ölümcül seyirli aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Klinik pratikte en ciddi alerjik tablo olarak kabul edilen bu durum, multisistem tutulumu ile karakterize olup; solunum, kardiyovasküler, deri, mukoza membranları ve gastrointestinal sistem başta olmak üzere birçok organ sistemini eşzamanlı olarak etkileyebilir. Patofizyolojik temeli, bağışıklık sisteminin zararsız veya düşük riskli bir maddeye karşı anormal ve aşırı bir savunma yanıtı geliştirmesine dayanır. Bu yanıt, tipik olarak belirli bir alerjenle temastan sonra saniyeler veya dakikalar içinde kendini gösterir; nadir durumlarda ise klinik tablo, maruziyetten itibaren dört saate kadar uzanan bir gecikme periyodunu takiben ortaya çıkabilir.

Etimolojik ve Terminolojik Köken

Terim, Antik Yunanca kökenli iki ayrı sözcüğün birleşiminden türemiştir. İlk bileşen olan ᾰ̓νᾰ́ (aná), “üzerine”, “tekrar” veya “yönelme” anlamlarına gelen bir edattır ve güçlendirici eki olarak kullanıldığında ᾰ̓νᾰ (ana-) formuyla “tamamıyla” anlamını kazanır. İkinci bileşen olan φύλαξις (phúlaxis) ise “koruma”, “gözetleme” veya “bekleme” anlamlarına gelir. Dolayısıyla anafilaksi, sözlükbilimsel olarak “tam ve aşırı koruma” veya “tersine koruma” şeklinde yorumlanabilir; bu da bağışıklık sisteminin normalde koruyucu olması gereken mekanizmalarının, bu kez organizmanın kendisine zarar verecek şekilde aşırı aktive olması fikrini çağrıştırır.

Etiyoloji ve Alerjenler

Anafilaksinin temel nedeni, vücut bağışıklık sisteminin gıda maddeleri, ilaçlar, böcek zehirleri, lateks veya diğer çevresel faktörler gibi genellikle zararsız olan maddelere karşı anormal bir şekilde duyarlı hale gelmesidir. Bu tür maddelere, alerjik reaksiyonları tetikleyen etkenler olarak alerjen adı verilir. Anafilaksi, IgE aracılı hipersensivite reaksiyonunun en şiddetli klinik formu olarak kabul edilir. Alerjenle ilk temas sonrası duyarlanma (sensitizasyon) oluşur; tekrarlayan temaslarda ise mast hücreleri ve bazofiller üzerindeki yüzey IgE antikorları aracılığıyla, histamin, triptaz, prostaglandinler ve lökotrienler gibi mediyatörlerin sistemik salınımına yol açan bir kaskat başlar. Bu biyokimyasal olaylar, klinik tablonun temelini oluşturur.

Klinik Tablo ve Sistemik Bulgular

Anafilaksi, multisistemik bulgularla kendini gösterir. Klinik prezentasyon, altı temel bulgu grubu etrafında şekillenir:

  1. Alt Solunum Yolu ve Toraks Bulguları: Öksürük, hırıltılı solunum (wheezing) ve göğüs bölgesinde ağrı, kaşıntı veya sıkışma hissi (chest tightness) ile kendini belli eden bronkospazm ve bronşiyal hiperreaktivite, tablonun respiratuvar komponentini oluşturur. Bu bulgular, üst hava yolu tıkanıklığına eşlik edebilir.
  2. Kardiyovasküler ve Nörolojik Bulgular: Bayılma (senkop), baş dönmesi (vertigo), kafa karışıklığı (konfüzyon) ve halsizlik (asteni/letarji), sistemik vazodilatasyon ve kapiller permeabilite artışına bağlı gelişen hipotansiyon ve serebral perfüzyon bozukluğunun belirtileridir. Bu durum, anafilaktik şokun gelişimine işaret edebilir.
  3. Dermatolojik Bulgular: Kurdeşen (ürtiker), döküntü (erüpsiyon) ve kaşıntılı, şişmiş (anjioödem) veya kızarık (eritematöz) cilt lezyonları, histamin salınımına bağlı lokal ve sistemik vazodilatasyon ile damar geçirgenliğinin artmasının sonucudur. Deri bulguları, anafilaksinin en sık görülen ancak bazen atipik seyirli vakalarda görülmeyebilen belirtilerindendir.
  4. Üst Solunum Yolu ve Nazal Bulgular: Burun akıntısı (rinore), burun tıkanıklığı ve hapşırma (sneezing), rinit semptomları olarak tabloya eşlik eder. Bu bulgular, üst hava yolu mukozasının ödemi ve inflamasyonu ile ilişkilidir.
  5. Kardiyorespiratuvar Bulgular: Nefes darlığı (dispne), nefes almada güçlük (respiratuvar distres) ve hızlı kalp atışı (taşikardi), hem hipoksemi hem de sistemik inflamatuvar yanıtın kardiyak üzerine etkilerini yansıtır. Taşikardi, kompanse bir mekanizma olarak gelişebileceği gibi, direkt kardiyak mediyatör etkilerine bağlı da ortaya çıkabilir.
  6. Orofarengeal ve Gastrointestinal Bulgular: Şişmiş (anjioödematöz) veya kaşıntılı dudaklar ve dil, üst hava yolu obstrüksiyonu riskini taşıyan ciddi bir bulgu olup, hava yolu güvenliğini tehdit edebilir. Bu bulgular, mukoza membranlarındaki vazodilatasyon ve ödemin lokalize bir göstergesidir.

Alerjik Reaksiyonların Sınıflandırılması: Gell ve Coombs Hipersensivite Tipleri

Anafilaksi, Gell ve Coombs tarafından tanımlanan dört temel aşırı duyarlılık reaksiyonu tipi içinde Tip I reaksiyonun en şiddetli klinik formudur. Bu sınıflandırma, immunolojik mekanizma, ortaya çıkış süresi ve klinik özellikler açısından ayrıntılı bir çerçeve sunar:

Tip I – Ani (Anafilaktik) Hipersensivite: Belirtiler, alerjen maruziyetinden itibaren birkaç saniye ila birkaç dakika içinde ortaya çıkar. Bu tip, IgE antikorları aracılığıyla mast hücreleri ve bazofillerin degranülasyonunu içerir. Anafilaksi, bu mekanizmanın sistemik ve en şiddetli formudur. Klinik olarak ürtiker, anjioödem, bronkospazm, hipotansiyon ve şok tablosu ile karakterizedir.

Tip II – Sitotoksik (Sitolitik) Hipersensivite: Belirtiler, dakikalar ila saatler sonra gelişir. Bu tipte, IgG veya IgM sınıfı antikorlar, hücre yüzeyindeki antijenlere bağlanarak kompleman aracılı sitoliz veya antikor bağımlı hücresel sitotoksisite (ADCC) mekanizmaları ile hedef hücrelerin yıkımına neden olur. Transfüzyon reaksiyonları ve otoimmün hemolitik anemiler bu kategoriye örnek gösterilebilir.

Tip III – Bağışıklık Kompleksi Aracılı (İmmün Kompleks) Hipersensivite: Belirtiler, maruziyetten birkaç saat sonra ortaya çıkar. Dolaşımdaki antijen-antikor komplekslerinin (çoğunlukla IgG) dokularda birikimi ve kompleman aktivasyonu ile karakterizedir. Serum hastalığı, Arthus reaksiyonu ve sistemik lupus eritematozus gibi durumlar bu mekanizma ile ilişkilidir.

Tip IV – Gecikmiş Aşırı Duyarlılık (Hücre Aracılı) Hipersensivite: Belirtiler, saatler ila günler sonra (tipik olarak 24–72 saat) gelişir. Bu tipte antikorlar rol oynamaz; T lenfositlerin (özellikle Th1 ve sitotoksik T hücreler) direkt etkisi ve sitokin salınımı ile karakterizedir. Kontakt dermatit, tüberkülin testi reaksiyonu ve granülom oluşumu bu kategoriye girer.

Patofizyolojik Mekanizmalar

Anafilaksinin altında yatan biyokimyasal kaskat, alerjenin IgE molekülleri üzerine bağlanmasıyla başlar. Bu bağlanma, mast hücreleri ve dolaşımdaki bazofiller üzerindeki FcεRI reseptörlerinin çapraz bağlanmasına (cross-linking) yol açar. Sonuç olarak, hücre içi granüller hızla degranüle olur ve histamin, triptaz, kimaz, heparin ile lipid mediyatörleri (prostaglandin D2, tromboksan A2, lökotrien C4, D4, E4) ve platelet aktivasyon faktörü (PAF) gibi vazoaktif maddeler salınır. Bu mediyatörler, sistemik vazodilatasyon, damar geçirgenliğinde artış, bronkial düz kas spazmı, mukus salgısında artış ve koroner vazokonstriksiyon gibi etkiler yaratır. Ayrıca, inflamatuvar sitokinlerin (TNF-α, IL-4, IL-5, IL-13) salınımı, reaksiyonun şiddetini ve süresini belirleyen ikinci bir dalga (late-phase reaction) oluşturabilir.

Klinik Seyir ve Zamanlaması

Anafilaktik reaksiyonların büyük çoğunluğu, alerjenle temastan hemen sonra, tipik olarak birkaç dakika içinde başlar. Ancak, bireyin önceki duyarlılık düzeyi, alerjenin dozu, maruziyet yolu (oral, parenteral, inhalasyon, deri) ve eşlik eden hastalıklar gibi faktörlere bağlı olarak, reaksiyonun başlangıcı dört saate kadar gecikebilir. Bu gecikmiş başlangıç, tanı sürecini zorlaştırabilir ve klinisyenin yüksek düzeyde farkındalığını gerektirir.


Keşif

İleri Okuma